25 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2012

Sabaha Gözümü Açtım Ve Her Şey Normaldi...

Gregor Samsa’nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulması gibi başlıyor benim hikayemde... 

Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. O kadar normaldi ki aslında işin normal olmayan kısmı buydu, gözümden kaçtı. Her insan böcek olarak uyanmaz sabaha. Bu bir Samsa'nın başına gelebilirdi bir de benim. Böceğe dönüşmemiştim ama içimde dönüşen şeylerin böcekler gibi beni kemirdiğini hissediyordum. Dönüşüm dedikleri şey bu muydu? Daha böcek olmadığıma göre ben hala değişmeye çalışan bir insancıktım (pengucuk). 

Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Sonra bir rüzgar esti. Oysa ki ben kahvaltı ediyordum. Günün en önemli yemeğiymiş. O sabaha okula gidemeyecek kadar uykum varken ne kahvaltısıydı bu bilmiyorum. Önemli diye mi ? Sanmam. Rüzgardan bahsetmiş miydim size? Rüzgar esti, hissettim. Belki de tam olarak öyle olmadı... Bilemiyorum. 

Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Tuhaf olan rüzgarın esmesi değil telefonun çalmasıydı. Telefon çaldı o sabah, evet. Arayan eski arkadaş Arzu'ydu. İş görüşmesine gitmiş. Yapılacak çok iş var ama "iş" yok. İş arayan çok "işçi" yok. İkilemler dünyası gibi memleket. Ne diyordum. Tanıdık ses Arzu, iş görüşmesinden çıkmış. Beni mi merak etmiş? Kendi de bilmiyor. Neredeyim diye sorup evde olmama seviniyor. "Bir şeyler yapalım mı?" 

Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Bir şeyler yapmak geliyordu her zaman ki gibi içimden. Sıradan ve normal... Normal olmayanı bunların "değişik" etiketine uygun olmasını istememdi. Değişik bir şeyler yapalım dedim telefondaki tanıdık sese. Değişik bir yerlere gidelim, değişik şeyler yiyelim, değişik insanlar olalım, değişelim... Kim bilir belki dönüşürüz de... Sabaha gözümü açarım ve böceğimdir artık, kim bilir... 

Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Değişik bir gün olması dileği ne kadar normalse o kadar normaldi işte. Değişik bir şeyler yapmak için yola çıkarken değişik olmayan bir yereydi yolculuğum, Taksim'e. Kafaya takmıştım böcek olacaktım. Otobüste takıntı gibi oturduğum şoför hizası, en arkanın bir önü, cam kenarındaki koltuk boş olmasına rağmen sadece değişim adına diğer hizadaki bir koltuğa atıverdim kendimi. Değişiklik, dakika bir gol bir misali üzerimde eğrelti durmaya başladı; yolun diğer tarafına hiç bakmamanın verdiği telaşla doğru otobüse mi bindim acaba tedirginliği. Taksim'e vardığımda yaşadığım garip rahatlamanın ardından Arzu'yu beklerken yaptığım gibi D & R yolu tutmam. Aklımda almak istediğim kitabının adını unutmanın verdiği boşlukla saf saf bakınıp Dostoyevski'nin Beyaz Geceler kitabında karar kılmam. Kütüphanemin son zamanlarda arkadaşları beklerken aldığım kitaplardan oluşmasının utancı da cabası... Bunlar değişik duygular değildi. Arzu'nun gelmesiyle değişikliğe adadığımız gün başlamış oldu. Uzun zamandır - ki yanlış hatırlamıyorsam uzun bir aradan sonra ilk defa ağustosta oynadığım oyundan sonraki ilk oyundu- oynamadığım bovlingi oynamaya niyetle başladık. AFM'nin 5. katındaki Bowl Room 'da hafta içi 18:00'e kadar bir oyun 5 TL, iki oyun 8 TL 'ydi. Bu da bizi cezbetti. İki oyunluk paramızı ödeyip ayakkabılarımızı alarak 3 numaralı alana kurulduk. Bir dönem okulun bovling takımında antrenmanlarda bulunmuş biri olarak rezil bir giriş yaptım. Rezilliğime rağmen bir de Arzu'ya öyle atılmaz böyle atılır diye de akıllar vermeye devam ettim. Değişen bir şey yok anlayacağınız. İlk oyun 63-64 bitti. Boynuz kulağı son dakika geçti. Bu arada evet yanlış duymadınız resmen atmışlarda kaldık. Reziliz diyorum size. İkinci oyuna biraz daha iyi başlayarak ve 11 numaralı toplarla atış yapmak için kapışarak daha çok eğlendik. 95-83 (intikam alındı) bitti o da. Ayakkabıları iade edip koşar adım rezillikten kaçıyorduk ki kapıda şu içinde bir sürü oyuncağın olduğu makinalara yakalandık. Çok şükür yanımızda fazla bozuk 1 milyon yokmuş ki serveti kaptırmadan elimiz boş ayrılabildik. Rotayı nereye çevirsek diye düşünerek yol boyunca saçmalayıp durduk. Değişik bir şey yok yani. Sonra ikimizin de düzgün kahvaltı yapmadığı ortaya çıktı. Tünele doğru Cremeria Milano'ya uğradık. Buranın dondurması ayrı bir güzel. Denemeyen varsa muhakkak gitmeli. Güzelliğini anlatmam gerekirse fındıklı dondurmasını yerken fındık kokusunu ve tatını direk alabiliyorsunuz gibi düşünün. Sıradan rengi olup aroması olmayan dondurmalar gibi değil. Değişiklik yapacağız dedik ya illa. O yüzden hep yediğim dondurma çeşitlerinden ayrılıp Stracciatella ve Sottobosco aldım. İyi ki de yapmışım. Kahvaltının ardından ufak bir gezintiye daha çıktık. Plan belliydi tavla oynayacaktık ama devamlı gittiğimiz mekanlar dışında takılasımız vardı. Kaybolma umuduyla daldık sokaklara. Sonra eski uğrak yerlerimizden olmasına rağmen yıllardır uğramadığımız Matrock'ı görünce dayanamayıp daldık içeri. Pes'i görünce tavladan vazgeçip pes mi atsak dediysek de bizden önce davranan olunca tavla fikrine geri döndük. Artık öğlen yemeği vaktiydi. Tunno salatayı ısmarlayıp menüden dedikoduya geçtik. İkimizin de değişimden daha çok dönüşüme ihtiyacı vardı. Konuştukça bu açığa çıkıyordu ama böcek olmak istiyorum diye itiraf edemiyorduk galiba. Çaylarla tavla da gelince kıraathane misali biz de kendi mahallemizi konuştuk durduk. Hangi dosttan haber veya selam var. Kimi özledik, kimle görüştük en son, kimi bekliyoruz... 2-0 dan çevirerek boynuz kulağı geçer hesabı ustamı yenerek 5-3 aldım. Aşkta kazanırsın diye onu avutarak yeni planı gündeme koyduk. Değişiklik yapmaksa niyetimiz, bunu hiç denemediğim bir şeyi deneyerek yapmaya karar verdik. Nargile içecektik. 


Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Nargile hiç içmeyen biri olarak nargile içme sözüm dostum dediğim adama, Arda'yaydı. Arda, ilkokul hayatımın en uzun boylu arkadaşı olarak 4. sınıfta katıldı hayatıma. İlkokuldan sonra ayrıldı yollarımız ama ben şanslıymışım ki lisede tekrar buldum izini, aynı dershanedeydik. Ondan sonra ise muhabbetini özlediğim, dostum diyebilecek kadar aşırı sevdiğim ve aşırı güvendiğim biri oldu. Çakma mezuniyetime üşenmeden gelebilecek kadar bana değer veren birine ben dost demeyeyim de ne diyeyim zaten ? İşte bu anlatmaya doyamadığım Arda'nın iyi olduğu konulardan biri de nargileydi. Öğrenci evinde de kendi nargilesini kendi yapardı. Ben de her seferinde Kocaeline geleceğim bana da yaparsın derdim. Kocaeline gitmek son sene nasip oldu ama nargile olayı bugüne kısmetmiş. 


Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Sözüm vardı Arda'ya, aramamak olmazdı. Aradım, nargile içmek istiyorum dedim. Kalktı geldi. Kallâvi'ye gittik. Kendi elleriyle yapamadı nargilemi ama kendi elleriyle seçti. Bahreyn nargileyi tercih ettik. Ben ne yahu sadece hava bu diye itirazlar ve mızıkçılar içinde canım dediğim insanlarla aynı masada mnargilemi de içtim, türk kahvemi de. Fallara da baktık, şakalaştık da. Garson gelip eve mi dönmek istersin yoksa zamanı mı durduralım deseydi. Zaman derdim çünkü huzur dediğin işte tam da buydu. Kahvem ve kahve tadında muhabbetim. Hem de Arda ve Arzu ile...


Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise taksiyle eve giderken düşünüyordum. Değişim dediğim şey neydi ? Dönüşüp bir böcek olarak tüm bu yaşadıklarımı mı bırakmaktı ? Değiştirmek istediğim ne vardı ? Her zaman ki gibi istediklerimden daha çok istemediklerimi biliyordum. Bazı insanları asla kaybetmek istemiyordum mesela. Huzur bulduğum muhabbetlerin bitmesini de sevdiğim insanların benden uzak olmasını da istemiyordum. 


Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam uyurken ise sabahtan beri hatta aslında ne zamandan beridir net bilmediğim şeyleri düşünüyordum. Herkesi dinlemeye çalıştığımdan mı bilmiyorum ama her şeyi gördüğüm o anlarda fark ettiğim şeyler tekrar tekrar kafamda dönüyordu işte. Mutlu çiftler oluşturuyordum kafamda, bir gün gerçekten olması dileğiyle. Mutlu mutlu bir sürü insancıkla güzel bir sofra başında muhabbet ettiğimizi düşünüyordum. Uzakta olan herkes yanımdaydı. Beklediklerim. Mutluydum. Huzurluydum. Değişim dediğim şey huzursa güzeldi. Ve akşama gözümü kapadım, her şey normaldi.

Not: Birine daha sözüm var. Aklımda ;)



13 Şubat 2012

Fıstık Gibi Gaziantep Gezisi

25 yaşıma giriyorum amanın... Yaşlanıyorum eyvahlar olsun... Pörsüyorum tanrım... Ah gençliğim elden gidiyor dostlar... Tiratlarından sonra yaptığım listeyi nasıl tamamlayacağım diye kaytarma yolundayken 3 şehir gez maddesine başlangıç yapmam için bir fırsat çıktı karşıma; Gaziantep yolculuğu...

Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın 2-5 Şubat'ta Gaziantep'de gerçekleştirdiği 19. Gençlik Konseyi'ne Benay ile "Kadın Olunmaz Kadın Doğulur?" adlı atölye ile katıldık. Toplumsal cinsiyet tanımından yola çıkarak kadına yapılan ayrımcılığı konuştuğumuz kadın haklarına dikkat çeken atölyemizi konsey ekibinin başarılı(!) desteği ile gerçekleştirdikten sonra kendimizi Gaziantep'in bilmediğimiz sokaklarına attık. 

Kendimize Antep'i tam bilmeyen ama uzun zamandır da oranın yerlisi olmuş, kahrımızı çok iyi çekebilecek bir de rehber bulduk. 18. Gençlik Konseyinden (Konsey konsey geziyorum gibi oldu) tanıdığıma çok mutlu olduğum İbrahim'in eşliğinde üniversiteden ayrılıp çarşıya doğru yol aldık. Ve ilk işimiz şehri mutfağından tanımak oldu. Burada aklınıza gelebilecek her şeyde fıstık var. Karadenizlilerin hamsi merakı gibi bir şey anlayacağınız. Bir tek çorbaya bulaşmış değiller. Onu da yapsınlar diyerek fıstıklı katmerle ve tabi ki baklavasıyla fıstığa fazla girmeden rotayı diğer yemeklere çevirdik. Asla tadını unutamayacağım yoğurtlu yuvalaması, ali nazik kebabı ile evlere götürülmek üzere alınan baharatlar ve fıstıklarla son buldu mutfak turumuz.

Bir sürü bedestene sahip Antep'in en çok aklımda kalan çarşısı elbette ki Bakırcılar Çarşısıydı. Bakırla yapılan onca el işi şeyin yanında bir de sedef ve gümüş işlemeli olanları görünce yarabbim neden param yok dedim. İş hayatına adım atınca ilk işim buraya geri dönmek diye de kendime söz verdim. Çarşı içinden geçerek içinde Kahramanlık Müzesini barındıran  Gaziantep Kalesine çıktık. Tadilatta olduğu için şehri kaleden göremedik ama müze sayesinde Gaziantep'in tarihi hakkında aydınlatıcı bir bilgi almış olduk. Bu sayede yerine suni çim yapılan tramvayının yolu üzerindeki çocuk heykelinin de Şehit Kamil olduğunu öğrenerek rahatlamış oldum. Yalnız hala neden o tramvay yolunda yeşil halı var çözemedim, içimde ukdedir.


Eski Antep evlerinin kafe olduğu uzun bir sokakta rastgele bir yere oturup melengiç kahvemizi de içtik. Bu mola umduğumuzdan uzun sürdü. Gaziantep'e gidenler fark edecektir ki avm'ler dışında çoğu yerde kredi kartı geçerli değil. Neden geçmiyor ya diye çok sorgulamıştık ki yanıtımızı bu kafede aldık. 7,5 TL tutan hesabı kredi kartından 75 TL olarak çektiler. İşin daha komik tarafı bey amcamın 7,5 öyle yazılmıyor mu diye de sormasıydı. Hatanın düzeltilmesi için post makinasının kullanım kılavuzu bile çıkartıldı. Bu ufak maceradan sonra rotayı çok merak ettiğimiz Zeugma Mozaik Müzesine çevirdik.

Bilecik Baraj Gölü kıyısında bulunan Zeugma Antik Kenti'nde yapılan kazılarda kurtarılan mozaiklerin sergilendiği müze görülmeye değerdi. Dökme demirden yapılmış ve orijinalliğini koruyan Mars Heykeli -ki ben müze girişindeki tanıtım videosunu izleyince kocaman bir şey beklemiştim ama ufacık çıktı- ve herkesin bildiği simgeleşen Çingene Kızı Mozaiği müzenin nadide eserlerindendi. Hareket ettikçe sizi gözleriyle takip ettiği izlenimini veren Çingene Kızı Mozaiği labirent gibi bir yolla gidip görebileceğiniz karanlık bir odada ayrı sergileniyor. Açıkçası ben onun sahte olduğunu ve gerçeğinin daha iyi bir yerde saklandığını düşünüyorum ama belki de gerçekten gerçektir (Nasıl bir cümle oldu yahu bu). Müzenin en güzel tarafı her katta mozaiklerle ilgili oyunların oynanabileceği tablet masalarının olmasıydı. Biz üç deli en çok onlarda vakit ayırdık. 


İlk gezi gününü böyle tamamlarken dönüş yolunda ipek yolu üzerine temsilen konulan develeri örnek alarak fotoğraf da çektirip tren yolu üzerinden geri döndük. Ertesi gün dünyanın 3. büyük Hayvanat Bahçesini ziyaret etmekle başladık. Hayvanat bahçesine gittiğini öğrendiğimiz ilk minibüse binip yola çıktık. Yolda devamlı durdurulan minibüse hayvanat bahçesinin kapısından geçer lafını duyduktan sonra binmeyen yolcuları görünce biraz işkillenmiştik ama bizi bekleyen sürprizin farkında değildik.Kapıda inince olayı anladık. Dış kapı ile iç kapı arasında 1.5 km vardı ve bu mesafeye rağmen bir servis konulmamıştı. Hayvanat bahçesi aşırı büyüktü ve hayvan çeşitliliği açısından da güzeldi. Her ne kadar hayvanların kapatılmış olması fikri üzse de belki de bir daha hiç bir yer göremeyeceğim hayvanları da gördüm bu sayede. Yalnız bir sürü lama olmasına rağmen bir penguenin olmaması resmen ayrımcılık arkadaş! Kış olması sebebiyle göremediğim aslana değil en çok hayvanat bahçesinde bulunduğu söylenmeyen deniz ayısıyla aynı kafese konmuş korkak tavuklara üzüldüm. Bir de yılan kafeslerini boş bırakmayın derim buradan yetkililere. Kaçtıklarını düşündüğümüz için ödümüz patladı.

Hayvanat bahçesinden sonra taksiyle merkeze inip masal kahramanlarını barındıran Masal Parkında gezerek ufak bir yemek molasından sonra  Uzay Parkına uğrayıp gezegenleri görecektik ama saati bize uymuyordu. Biz de onun yerine kış olması sebebiyle fazla tat alamadığımız Botanik Bahçesini gezdik. Japon bahçesinin masaj olayı, Osmanlı bahçesinin lale çeşitliliği güzel olsa da kış olması sebebiyle sadece dal görmemize sebep oldu. Nisan ayında açıldığından gezemediğimiz Harikalar Diyarı var bir de. Kesinlikle yazın gidilip o korku tüneline binilmeli diyorum. 

Yazın gezmeye daha münasip olan Gaziantep'te daha gidemediğim bir sürü şey daha var. Kim bilir bir gün yine yolum oralara düşer ve tam anlamıyla gezebilirim. O zamana dek kendine iyi bak Gaziantep. Sayende hem güzel arkadaşlar edindim hem de listem için heyecanlandım. 
29 Ocak 2012

25 Yaşıma Girmeden...

Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım. Nerdeydim, neden yazmadım ya da daha doğrusu yazamadım anlatırım. Aslında dürüst olmak gerekirse şimdi anlatmak istemiyorum. Onun yerine başka bir şeyden yakınmak istiyorum size... Yaşlanıyoruz millet farkında mısınız ? En azından ben yaşlanıyorum. Şunun şurası 25 olmama ne kaldı... 

Bunu düşününce aklıma ufakken yaptığım liste geldi. Orta okuldayken liseye kadar şunları yapıcam diye on maddelik bir liste yapmıştım.  Gerçekleştirmem lisede oldu hedeflediğim gibi öncesinde beceremedim ama insanın bir hedefi olması keyif vericiydi, hele de öyle saçma şeylerse çocuksu bir keyif... Bu yüzden ben de 25 yaşına gelmeden 50 şey yapayım dedim. Neden 50 derseniz, matematikçi mantığı ikiyle çarptım :) 


Bu listeye 29.01.2012' de başlıyorum ve 08.09.2013'de  tamamlamış olmayı umuyorum. 

  1. Üniversiteden mezun ol 
  2. Bir kız arkadaşını Fenerbahçe maçına götür
  3. 3 şehir gez 
  4. İstanbuldaki tüm müzeleri gez ( yine ve yeniden)
  5. Bir yabancı dili giriş seviyesinde öğren 
  6. Tangoyu ileri seviyeye getir 
  7. Bowlinge geri dön 
  8. Tutkunu olduğun eski model arabalardan biriyle fotoğraf çektir 
  9. Lunaparka git ve yükseklik korkun yüzünden binemediğin her alete bin 
  10. Bir evcil hayvan edin 
  11. Uçağa bin 
  12. Tarzın dışında 3 parça eşya al ve kullan 
  13. Araba kullanmayı öğren 
  14. Bir bilgisayar oyununu güzel bir şekilde oynamayı öğren ( Bak rekor kır demiyorum bari bunu yap :p) 
  15. Woody Allen filmlerinin hepsini izle 
  16. Fit ol ( Lise zamanına dön pengu, yapabilirsin :p ) 
  17. Uzun bir tren yolculuğuna çık 
  18. Kullanmadığın eşyalardan 10 şey yarat 
  19. Mızıka çalmayı öğren 
  20. Herhangi bir imza gününe katıl 
  21. Sevdiğin parçalardan müzik listesi yap bunu online albüme çevir
  22. Matruşka bebek al 
  23. 5 tane puzzle bitir 
  24. Hayvanat bahçesini ziyaret et 
  25. Nargile dene 
  26. HIV testi yaptır 
  27. Güvencinlere yem at 
  28. 5 kişiyi İstanbul' da gitmedikleri bir yere götür 
  29. Balık tut 
  30. Jim Carrey'in oynadığı filmlerin hepsini seyret 
  31. Bilim merkezine bir daha git 
  32. Anlamını bilmediğin 5 kelime öğren 
  33. Zararlı alışkanlıklarından en az ikisini bırak 
  34. Devlet ya da şehir tiyotrolarından birinin tüm sezon oyunlarını seyret 
  35. 3 itirafta bulun 
  36. Herhangi bir eyleme katıl 
  37. Bir gün gözüne birini kestir, hiç tanışmadan ortak bir şey yapın o gün için
  38. Kendin için herhangi bir kursa yazıl 
  39. Salsa öğren 
  40. İstanbul'un 13 kapısından da geç 
  41. Diksiyon kursuna git 
  42. Birine karikatürünü çizdir 
  43. Bisiklete binmeyi öğren 
  44. Kısa metraj bir film çek 
  45. Topuklu ayakkabıyla yürümeyi öğren ( Bak işte bu maddeden hiç emin değilim, neyse artık)
  46. Okumadığın 10 klasiği oku 
  47. Açıkhava konserlerinden birine git 
  48. Film sahneleri fotoğraflama fikrini hayata geçir ve en az 25 fotoğraf biriktir 
  49. Merve Öztürk'e kendin için bir resim yaptır :)
  50. Birine kendini tümden anlat 

Hedeflerim bunlar, bakalım hepsini gerçekleştirebilecek miyim... Liste içerisinde alanına giren bir şey varsa ve yardım etmek istersen benimle muhakkak iletişime geç.  Çok mutlu olurum ; gozde.ece.demiroglu@gmail.com 

Hadi bana şans dileyin :) 

Dikkat Kuzey Kutbu

İzleyiciler

Etiketler

14 şubat (1) 23 Nisan (1) 25 yaş (3) 29 Temmuz (1) 41AT (1) 5 Kasım (1) 500ES (1) 90's (1) adap (1) amiral battı (1) analiz (3) anlamak (1) Arzu (3) aşk (7) aynı (1) ayrılık (2) ayrımcılık (1) bachata (1) banka (1) başkent (1) beğenmek (1) beyaz (1) bilmece (1) bir sevgi istiyorum (1) bovling (1) Bülent Ortaçgil (3) Cahit Arf (1) ceviz cafe (1) Cihan Demirci (1) çay (1) Çingene Kızı (1) çizgi film (1) çocukluk (8) çorap (1) dans (1) Davutpaşa (1) değişim (1) deli gömleği ütü istemez (1) demirdöküm (1) Devekuşu Kabare (1) dilek (1) Dilime Dolandı (2) DİR (20) Disko Kralı (1) doğum (1) doğumgünü (2) Don Kişot (1) dost (4) dövme (1) düğün (1) dün akşam (1) eller (1) emek sineması (2) Emel Sayın (1) engelli (1) ergenlik (1) Erhan (1) esas kız (1) Eskişehir (1) evlilik (3) Eylül Akşamı (2) Fenerbahçe (1) festival (4) fikir (1) film (6) filmekimi (2) Finansbank (1) Freddy Krueger (1) futbol (1) gala (2) GAMYAD (1) ganyan (1) Gaziantep (1) Gaziantep Kalesi (1) gemi (1) gezi (2) göçmen (1) guiness (1) gülümseme (1) güncelleme (1) günlük (2) haber (1) hakkında (1) Hakkında Değil Kendisiyle Konuş (1) hayatım (4) Haydarpaşa (1) Hayvanat Bahçesi (1) hesap (1) hoşgeldin (2) huzur (1) IKEA (1) İkitelli (1) istanbul (1) istemek (1) (1) iş hayatı (1) İzmir (2) kaçmak (1) kader (1) Kahramanlar Müzesi (1) kahve (2) kampanya (1) kan (1) kan kanseri (1) kapak (1) kapı (1) kaybetmek (1) kedi (1) kırgınlık (1) kısa kısa (2) kitap (1) klip (2) koltuk (1) konser (1) korku (2) korku filmi (1) kuaför (1) kurbağa (1) kutlama (1) kuzen (1) kültür (1) leylek (1) madde (3) Mars Heykeli (1) masal (1) matematik (5) melez (1) mezun (1) mezuniyet (1) mim (1) minibüs (1) nar (1) nargile (1) nil (1) Okan Bayülgen (1) oryantasyon (1) Oya-Bora (1) oyuncak (1) önyargı (1) örtü (1) özlem (1) pasta (1) patikli penguen (1) pazar (1) pi (1) platonik (1) poster (1) saçma (1) sansür (1) sarı kağıt (1) savaş (1) Secret Cv (1) sevgi (2) siyah (1) soba (1) soğan (1) sorgulama (1) staj (1) stres (1) süpermen (2) şarkı (6) şataraban (1) şerefsiz (1) şımarıklık (2) şiir (3) Şirinler (1) şizofren (1) takım (1) Taksim (1) tango (1) tanımak (2) tanıtım (3) tanrı (1) taslak (1) taşlıtarla (1) teleşli apt (1) terlemek (1) tesadüf (1) tesbih (1) trombosit (1) unutmak (1) V for Vendetta (1) yabancı (1) yağmur (1) yangın (1) yapma (1) yardım (1) yasak (1) yaşayan kütüphane (2) yemek (1) Yeni türkü (1) yeni yıl (1) yeşilçam (2) Yıldız Teknik (6) Yıldıztog (4) yıldönümü (1) yolculuk (1) yumak (1) yumurta (2) yüksek lisans (1) Zeki Müren (1) Zeugma Müzesi (1)

Sobe!

Takvim İnsanları