25 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2012
Sabaha Gözümü Açtım Ve Her Şey Normaldi...
Gregor Samsa’nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulması gibi başlıyor benim hikayemde...
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. O kadar normaldi ki aslında işin normal olmayan kısmı buydu, gözümden kaçtı. Her insan böcek olarak uyanmaz sabaha. Bu bir Samsa'nın başına gelebilirdi bir de benim. Böceğe dönüşmemiştim ama içimde dönüşen şeylerin böcekler gibi beni kemirdiğini hissediyordum. Dönüşüm dedikleri şey bu muydu? Daha böcek olmadığıma göre ben hala değişmeye çalışan bir insancıktım (pengucuk).
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Sonra bir rüzgar esti. Oysa ki ben kahvaltı ediyordum. Günün en önemli yemeğiymiş. O sabaha okula gidemeyecek kadar uykum varken ne kahvaltısıydı bu bilmiyorum. Önemli diye mi ? Sanmam. Rüzgardan bahsetmiş miydim size? Rüzgar esti, hissettim. Belki de tam olarak öyle olmadı... Bilemiyorum.
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Tuhaf olan rüzgarın esmesi değil telefonun çalmasıydı. Telefon çaldı o sabah, evet. Arayan eski arkadaş Arzu'ydu. İş görüşmesine gitmiş. Yapılacak çok iş var ama "iş" yok. İş arayan çok "işçi" yok. İkilemler dünyası gibi memleket. Ne diyordum. Tanıdık ses Arzu, iş görüşmesinden çıkmış. Beni mi merak etmiş? Kendi de bilmiyor. Neredeyim diye sorup evde olmama seviniyor. "Bir şeyler yapalım mı?"
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Bir şeyler yapmak geliyordu her zaman ki gibi içimden. Sıradan ve normal... Normal olmayanı bunların "değişik" etiketine uygun olmasını istememdi. Değişik bir şeyler yapalım dedim telefondaki tanıdık sese. Değişik bir yerlere gidelim, değişik şeyler yiyelim, değişik insanlar olalım, değişelim... Kim bilir belki dönüşürüz de... Sabaha gözümü açarım ve böceğimdir artık, kim bilir...
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Değişik bir gün olması dileği ne kadar normalse o kadar normaldi işte. Değişik bir şeyler yapmak için yola çıkarken değişik olmayan bir yereydi yolculuğum, Taksim'e. Kafaya takmıştım böcek olacaktım. Otobüste takıntı gibi oturduğum şoför hizası, en arkanın bir önü, cam kenarındaki koltuk boş olmasına rağmen sadece değişim adına diğer hizadaki bir koltuğa atıverdim kendimi. Değişiklik, dakika bir gol bir misali üzerimde eğrelti durmaya başladı; yolun diğer tarafına hiç bakmamanın verdiği telaşla doğru otobüse mi bindim acaba tedirginliği. Taksim'e vardığımda yaşadığım garip rahatlamanın ardından Arzu'yu beklerken yaptığım gibi D & R yolu tutmam. Aklımda almak istediğim kitabının adını unutmanın verdiği boşlukla saf saf bakınıp Dostoyevski'nin Beyaz Geceler kitabında karar kılmam. Kütüphanemin son zamanlarda arkadaşları beklerken aldığım kitaplardan oluşmasının utancı da cabası... Bunlar değişik duygular değildi. Arzu'nun gelmesiyle değişikliğe adadığımız gün başlamış oldu. Uzun zamandır - ki yanlış hatırlamıyorsam uzun bir aradan sonra ilk defa ağustosta oynadığım oyundan sonraki ilk oyundu- oynamadığım bovlingi oynamaya niyetle başladık. AFM'nin 5. katındaki Bowl Room 'da hafta içi 18:00'e kadar bir oyun 5 TL, iki oyun 8 TL 'ydi. Bu da bizi cezbetti. İki oyunluk paramızı ödeyip ayakkabılarımızı alarak 3 numaralı alana kurulduk. Bir dönem okulun bovling takımında antrenmanlarda bulunmuş biri olarak rezil bir giriş yaptım. Rezilliğime rağmen bir de Arzu'ya öyle atılmaz böyle atılır diye de akıllar vermeye devam ettim. Değişen bir şey yok anlayacağınız. İlk oyun 63-64 bitti. Boynuz kulağı son dakika geçti. Bu arada evet yanlış duymadınız resmen atmışlarda kaldık. Reziliz diyorum size. İkinci oyuna biraz daha iyi başlayarak ve 11 numaralı toplarla atış yapmak için kapışarak daha çok eğlendik. 95-83 (intikam alındı) bitti o da. Ayakkabıları iade edip koşar adım rezillikten kaçıyorduk ki kapıda şu içinde bir sürü oyuncağın olduğu makinalara yakalandık. Çok şükür yanımızda fazla bozuk 1 milyon yokmuş ki serveti kaptırmadan elimiz boş ayrılabildik. Rotayı nereye çevirsek diye düşünerek yol boyunca saçmalayıp durduk. Değişik bir şey yok yani. Sonra ikimizin de düzgün kahvaltı yapmadığı ortaya çıktı. Tünele doğru Cremeria Milano'ya uğradık. Buranın dondurması ayrı bir güzel. Denemeyen varsa muhakkak gitmeli. Güzelliğini anlatmam gerekirse fındıklı dondurmasını yerken fındık kokusunu ve tatını direk alabiliyorsunuz gibi düşünün. Sıradan rengi olup aroması olmayan dondurmalar gibi değil. Değişiklik yapacağız dedik ya illa. O yüzden hep yediğim dondurma çeşitlerinden ayrılıp Stracciatella ve Sottobosco aldım. İyi ki de yapmışım. Kahvaltının ardından ufak bir gezintiye daha çıktık. Plan belliydi tavla oynayacaktık ama devamlı gittiğimiz mekanlar dışında takılasımız vardı. Kaybolma umuduyla daldık sokaklara. Sonra eski uğrak yerlerimizden olmasına rağmen yıllardır uğramadığımız Matrock'ı görünce dayanamayıp daldık içeri. Pes'i görünce tavladan vazgeçip pes mi atsak dediysek de bizden önce davranan olunca tavla fikrine geri döndük. Artık öğlen yemeği vaktiydi. Tunno salatayı ısmarlayıp menüden dedikoduya geçtik. İkimizin de değişimden daha çok dönüşüme ihtiyacı vardı. Konuştukça bu açığa çıkıyordu ama böcek olmak istiyorum diye itiraf edemiyorduk galiba. Çaylarla tavla da gelince kıraathane misali biz de kendi mahallemizi konuştuk durduk. Hangi dosttan haber veya selam var. Kimi özledik, kimle görüştük en son, kimi bekliyoruz... 2-0 dan çevirerek boynuz kulağı geçer hesabı ustamı yenerek 5-3 aldım. Aşkta kazanırsın diye onu avutarak yeni planı gündeme koyduk. Değişiklik yapmaksa niyetimiz, bunu hiç denemediğim bir şeyi deneyerek yapmaya karar verdik. Nargile içecektik.
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Nargile hiç içmeyen biri olarak nargile içme sözüm dostum dediğim adama, Arda'yaydı. Arda, ilkokul hayatımın en uzun boylu arkadaşı olarak 4. sınıfta katıldı hayatıma. İlkokuldan sonra ayrıldı yollarımız ama ben şanslıymışım ki lisede tekrar buldum izini, aynı dershanedeydik. Ondan sonra ise muhabbetini özlediğim, dostum diyebilecek kadar aşırı sevdiğim ve aşırı güvendiğim biri oldu. Çakma mezuniyetime üşenmeden gelebilecek kadar bana değer veren birine ben dost demeyeyim de ne diyeyim zaten ? İşte bu anlatmaya doyamadığım Arda'nın iyi olduğu konulardan biri de nargileydi. Öğrenci evinde de kendi nargilesini kendi yapardı. Ben de her seferinde Kocaeline geleceğim bana da yaparsın derdim. Kocaeline gitmek son sene nasip oldu ama nargile olayı bugüne kısmetmiş.
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Sözüm vardı Arda'ya, aramamak olmazdı. Aradım, nargile içmek istiyorum dedim. Kalktı geldi. Kallâvi'ye gittik. Kendi elleriyle yapamadı nargilemi ama kendi elleriyle seçti. Bahreyn nargileyi tercih ettik. Ben ne yahu sadece hava bu diye itirazlar ve mızıkçılar içinde canım dediğim insanlarla aynı masada mnargilemi de içtim, türk kahvemi de. Fallara da baktık, şakalaştık da. Garson gelip eve mi dönmek istersin yoksa zamanı mı durduralım deseydi. Zaman derdim çünkü huzur dediğin işte tam da buydu. Kahvem ve kahve tadında muhabbetim. Hem de Arda ve Arzu ile...
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Nargile hiç içmeyen biri olarak nargile içme sözüm dostum dediğim adama, Arda'yaydı. Arda, ilkokul hayatımın en uzun boylu arkadaşı olarak 4. sınıfta katıldı hayatıma. İlkokuldan sonra ayrıldı yollarımız ama ben şanslıymışım ki lisede tekrar buldum izini, aynı dershanedeydik. Ondan sonra ise muhabbetini özlediğim, dostum diyebilecek kadar aşırı sevdiğim ve aşırı güvendiğim biri oldu. Çakma mezuniyetime üşenmeden gelebilecek kadar bana değer veren birine ben dost demeyeyim de ne diyeyim zaten ? İşte bu anlatmaya doyamadığım Arda'nın iyi olduğu konulardan biri de nargileydi. Öğrenci evinde de kendi nargilesini kendi yapardı. Ben de her seferinde Kocaeline geleceğim bana da yaparsın derdim. Kocaeline gitmek son sene nasip oldu ama nargile olayı bugüne kısmetmiş.
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise nargile içmeye karar vermiştim. Sözüm vardı Arda'ya, aramamak olmazdı. Aradım, nargile içmek istiyorum dedim. Kalktı geldi. Kallâvi'ye gittik. Kendi elleriyle yapamadı nargilemi ama kendi elleriyle seçti. Bahreyn nargileyi tercih ettik. Ben ne yahu sadece hava bu diye itirazlar ve mızıkçılar içinde canım dediğim insanlarla aynı masada mnargilemi de içtim, türk kahvemi de. Fallara da baktık, şakalaştık da. Garson gelip eve mi dönmek istersin yoksa zamanı mı durduralım deseydi. Zaman derdim çünkü huzur dediğin işte tam da buydu. Kahvem ve kahve tadında muhabbetim. Hem de Arda ve Arzu ile...
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam ise taksiyle eve giderken düşünüyordum. Değişim dediğim şey neydi ? Dönüşüp bir böcek olarak tüm bu yaşadıklarımı mı bırakmaktı ? Değiştirmek istediğim ne vardı ? Her zaman ki gibi istediklerimden daha çok istemediklerimi biliyordum. Bazı insanları asla kaybetmek istemiyordum mesela. Huzur bulduğum muhabbetlerin bitmesini de sevdiğim insanların benden uzak olmasını da istemiyordum.
Sabaha gözümü açtım ve her şey normaldi. Akşam uyurken ise sabahtan beri hatta aslında ne zamandan beridir net bilmediğim şeyleri düşünüyordum. Herkesi dinlemeye çalıştığımdan mı bilmiyorum ama her şeyi gördüğüm o anlarda fark ettiğim şeyler tekrar tekrar kafamda dönüyordu işte. Mutlu çiftler oluşturuyordum kafamda, bir gün gerçekten olması dileğiyle. Mutlu mutlu bir sürü insancıkla güzel bir sofra başında muhabbet ettiğimizi düşünüyordum. Uzakta olan herkes yanımdaydı. Beklediklerim. Mutluydum. Huzurluydum. Değişim dediğim şey huzursa güzeldi. Ve akşama gözümü kapadım, her şey normaldi.
Not: Birine daha sözüm var. Aklımda ;)
13 Şubat 2012
Fıstık Gibi Gaziantep Gezisi
25
yaşıma giriyorum amanın... Yaşlanıyorum eyvahlar olsun... Pörsüyorum
tanrım... Ah gençliğim elden gidiyor dostlar... Tiratlarından sonra
yaptığım listeyi nasıl tamamlayacağım diye kaytarma yolundayken 3 şehir
gez maddesine başlangıç yapmam için bir fırsat çıktı karşıma; Gaziantep
yolculuğu...
Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın 2-5 Şubat'ta Gaziantep'de gerçekleştirdiği 19. Gençlik Konseyi'ne Benay ile "Kadın Olunmaz Kadın Doğulur?" adlı atölye ile katıldık. Toplumsal cinsiyet tanımından yola çıkarak kadına yapılan ayrımcılığı konuştuğumuz kadın haklarına dikkat çeken atölyemizi konsey ekibinin başarılı(!) desteği ile gerçekleştirdikten sonra kendimizi Gaziantep'in bilmediğimiz sokaklarına attık.
Kendimize
Antep'i tam bilmeyen ama uzun zamandır da oranın yerlisi olmuş,
kahrımızı çok iyi çekebilecek bir de rehber bulduk. 18. Gençlik
Konseyinden (Konsey konsey geziyorum gibi oldu) tanıdığıma çok mutlu
olduğum İbrahim'in eşliğinde üniversiteden ayrılıp çarşıya doğru yol
aldık. Ve ilk işimiz şehri mutfağından tanımak oldu. Burada aklınıza
gelebilecek her şeyde fıstık var. Karadenizlilerin hamsi merakı gibi bir
şey anlayacağınız. Bir tek çorbaya bulaşmış değiller. Onu da yapsınlar
diyerek fıstıklı katmerle ve tabi ki baklavasıyla fıstığa fazla girmeden
rotayı diğer yemeklere çevirdik. Asla tadını unutamayacağım yoğurtlu
yuvalaması, ali nazik kebabı ile evlere götürülmek üzere alınan
baharatlar ve fıstıklarla son buldu mutfak turumuz.
Bir sürü bedestene sahip Antep'in en çok aklımda kalan çarşısı elbette ki Bakırcılar Çarşısıydı. Bakırla yapılan onca el işi şeyin yanında bir de sedef ve gümüş işlemeli olanları görünce yarabbim neden param yok dedim. İş hayatına adım atınca ilk işim buraya geri dönmek diye de kendime söz verdim. Çarşı içinden geçerek içinde Kahramanlık Müzesini barındıran Gaziantep Kalesine çıktık. Tadilatta olduğu için şehri kaleden göremedik ama müze sayesinde Gaziantep'in tarihi hakkında aydınlatıcı bir bilgi almış olduk. Bu sayede yerine suni çim yapılan tramvayının yolu üzerindeki çocuk heykelinin de Şehit Kamil olduğunu öğrenerek rahatlamış oldum. Yalnız hala neden o tramvay yolunda yeşil halı var çözemedim, içimde ukdedir.
Eski Antep evlerinin
kafe olduğu uzun bir sokakta rastgele bir yere oturup melengiç
kahvemizi de içtik. Bu mola umduğumuzdan uzun sürdü. Gaziantep'e
gidenler fark edecektir ki avm'ler dışında çoğu yerde kredi kartı
geçerli değil. Neden geçmiyor ya diye çok sorgulamıştık ki yanıtımızı bu
kafede aldık. 7,5 TL tutan hesabı kredi kartından 75 TL olarak
çektiler. İşin daha komik tarafı bey amcamın 7,5 öyle yazılmıyor mu diye
de sormasıydı. Hatanın düzeltilmesi için post makinasının kullanım
kılavuzu bile çıkartıldı. Bu ufak maceradan sonra rotayı çok merak
ettiğimiz Zeugma Mozaik Müzesine çevirdik.
Bilecik Baraj Gölü kıyısında bulunan Zeugma Antik Kenti'nde
yapılan kazılarda kurtarılan mozaiklerin sergilendiği müze görülmeye
değerdi. Dökme demirden yapılmış ve orijinalliğini koruyan Mars Heykeli
-ki ben müze girişindeki tanıtım videosunu izleyince kocaman bir şey
beklemiştim ama ufacık çıktı- ve herkesin bildiği simgeleşen Çingene Kızı Mozaiği müzenin nadide eserlerindendi. Hareket ettikçe sizi gözleriyle takip ettiği izlenimini veren Çingene Kızı Mozaiği
labirent gibi bir yolla gidip görebileceğiniz karanlık bir odada ayrı
sergileniyor. Açıkçası ben onun sahte olduğunu ve gerçeğinin daha iyi
bir yerde saklandığını düşünüyorum ama belki de gerçekten gerçektir
(Nasıl bir cümle oldu yahu bu). Müzenin en güzel tarafı her katta
mozaiklerle ilgili oyunların oynanabileceği tablet masalarının
olmasıydı. Biz üç deli en çok onlarda vakit ayırdık.
İlk
gezi gününü böyle tamamlarken dönüş yolunda ipek yolu üzerine temsilen
konulan develeri örnek alarak fotoğraf da çektirip tren yolu üzerinden
geri döndük. Ertesi gün dünyanın 3. büyük Hayvanat Bahçesini
ziyaret etmekle başladık. Hayvanat bahçesine gittiğini öğrendiğimiz ilk
minibüse binip yola çıktık. Yolda devamlı durdurulan minibüse hayvanat
bahçesinin kapısından geçer lafını duyduktan sonra binmeyen yolcuları
görünce biraz işkillenmiştik ama bizi bekleyen sürprizin farkında
değildik.Kapıda inince olayı anladık. Dış kapı ile iç kapı arasında 1.5
km vardı ve bu mesafeye rağmen bir servis konulmamıştı. Hayvanat bahçesi
aşırı büyüktü ve hayvan çeşitliliği açısından da güzeldi. Her ne kadar
hayvanların kapatılmış olması fikri üzse de belki de bir daha hiç bir
yer göremeyeceğim hayvanları da gördüm bu sayede. Yalnız bir sürü lama
olmasına rağmen bir penguenin olmaması resmen ayrımcılık arkadaş! Kış
olması sebebiyle göremediğim aslana değil en çok hayvanat bahçesinde
bulunduğu söylenmeyen deniz ayısıyla aynı kafese konmuş korkak tavuklara
üzüldüm. Bir de yılan kafeslerini boş bırakmayın derim buradan
yetkililere. Kaçtıklarını düşündüğümüz için ödümüz patladı.
Hayvanat bahçesinden sonra taksiyle merkeze inip masal kahramanlarını barındıran Masal Parkında gezerek ufak bir yemek molasından sonra Uzay Parkına uğrayıp gezegenleri görecektik ama saati bize uymuyordu. Biz de onun yerine kış olması sebebiyle fazla tat alamadığımız Botanik Bahçesini gezdik. Japon bahçesinin masaj olayı, Osmanlı bahçesinin lale çeşitliliği güzel olsa da kış olması sebebiyle sadece dal görmemize sebep oldu. Nisan ayında açıldığından gezemediğimiz Harikalar Diyarı var bir de. Kesinlikle yazın gidilip o korku tüneline binilmeli diyorum.
Yazın gezmeye daha münasip olan Gaziantep'te daha gidemediğim bir sürü şey daha var. Kim bilir bir gün yine yolum oralara düşer ve tam anlamıyla gezebilirim. O zamana dek kendine iyi bak Gaziantep. Sayende hem güzel arkadaşlar edindim hem de listem için heyecanlandım.
Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın 2-5 Şubat'ta Gaziantep'de gerçekleştirdiği 19. Gençlik Konseyi'ne Benay ile "Kadın Olunmaz Kadın Doğulur?" adlı atölye ile katıldık. Toplumsal cinsiyet tanımından yola çıkarak kadına yapılan ayrımcılığı konuştuğumuz kadın haklarına dikkat çeken atölyemizi konsey ekibinin başarılı(!) desteği ile gerçekleştirdikten sonra kendimizi Gaziantep'in bilmediğimiz sokaklarına attık.
Bir sürü bedestene sahip Antep'in en çok aklımda kalan çarşısı elbette ki Bakırcılar Çarşısıydı. Bakırla yapılan onca el işi şeyin yanında bir de sedef ve gümüş işlemeli olanları görünce yarabbim neden param yok dedim. İş hayatına adım atınca ilk işim buraya geri dönmek diye de kendime söz verdim. Çarşı içinden geçerek içinde Kahramanlık Müzesini barındıran Gaziantep Kalesine çıktık. Tadilatta olduğu için şehri kaleden göremedik ama müze sayesinde Gaziantep'in tarihi hakkında aydınlatıcı bir bilgi almış olduk. Bu sayede yerine suni çim yapılan tramvayının yolu üzerindeki çocuk heykelinin de Şehit Kamil olduğunu öğrenerek rahatlamış oldum. Yalnız hala neden o tramvay yolunda yeşil halı var çözemedim, içimde ukdedir.
İlk
gezi gününü böyle tamamlarken dönüş yolunda ipek yolu üzerine temsilen
konulan develeri örnek alarak fotoğraf da çektirip tren yolu üzerinden
geri döndük. Ertesi gün dünyanın 3. büyük Hayvanat Bahçesini
ziyaret etmekle başladık. Hayvanat bahçesine gittiğini öğrendiğimiz ilk
minibüse binip yola çıktık. Yolda devamlı durdurulan minibüse hayvanat
bahçesinin kapısından geçer lafını duyduktan sonra binmeyen yolcuları
görünce biraz işkillenmiştik ama bizi bekleyen sürprizin farkında
değildik.Kapıda inince olayı anladık. Dış kapı ile iç kapı arasında 1.5
km vardı ve bu mesafeye rağmen bir servis konulmamıştı. Hayvanat bahçesi
aşırı büyüktü ve hayvan çeşitliliği açısından da güzeldi. Her ne kadar
hayvanların kapatılmış olması fikri üzse de belki de bir daha hiç bir
yer göremeyeceğim hayvanları da gördüm bu sayede. Yalnız bir sürü lama
olmasına rağmen bir penguenin olmaması resmen ayrımcılık arkadaş! Kış
olması sebebiyle göremediğim aslana değil en çok hayvanat bahçesinde
bulunduğu söylenmeyen deniz ayısıyla aynı kafese konmuş korkak tavuklara
üzüldüm. Bir de yılan kafeslerini boş bırakmayın derim buradan
yetkililere. Kaçtıklarını düşündüğümüz için ödümüz patladı.Hayvanat bahçesinden sonra taksiyle merkeze inip masal kahramanlarını barındıran Masal Parkında gezerek ufak bir yemek molasından sonra Uzay Parkına uğrayıp gezegenleri görecektik ama saati bize uymuyordu. Biz de onun yerine kış olması sebebiyle fazla tat alamadığımız Botanik Bahçesini gezdik. Japon bahçesinin masaj olayı, Osmanlı bahçesinin lale çeşitliliği güzel olsa da kış olması sebebiyle sadece dal görmemize sebep oldu. Nisan ayında açıldığından gezemediğimiz Harikalar Diyarı var bir de. Kesinlikle yazın gidilip o korku tüneline binilmeli diyorum.
Yazın gezmeye daha münasip olan Gaziantep'te daha gidemediğim bir sürü şey daha var. Kim bilir bir gün yine yolum oralara düşer ve tam anlamıyla gezebilirim. O zamana dek kendine iyi bak Gaziantep. Sayende hem güzel arkadaşlar edindim hem de listem için heyecanlandım.
29 Ocak 2012
25 Yaşıma Girmeden...
Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım. Nerdeydim, neden yazmadım ya da daha doğrusu yazamadım anlatırım. Aslında dürüst olmak gerekirse şimdi anlatmak istemiyorum. Onun yerine başka bir şeyden yakınmak istiyorum size... Yaşlanıyoruz millet farkında mısınız ? En azından ben yaşlanıyorum. Şunun şurası 25 olmama ne kaldı...
Bunu düşününce aklıma ufakken yaptığım liste geldi. Orta okuldayken liseye kadar şunları yapıcam diye on maddelik bir liste yapmıştım. Gerçekleştirmem lisede oldu hedeflediğim gibi öncesinde beceremedim ama insanın bir hedefi olması keyif vericiydi, hele de öyle saçma şeylerse çocuksu bir keyif... Bu yüzden ben de 25 yaşına gelmeden 50 şey yapayım dedim. Neden 50 derseniz, matematikçi mantığı ikiyle çarptım :)
Bu listeye 29.01.2012' de başlıyorum ve 08.09.2013'de tamamlamış olmayı umuyorum.
Hedeflerim bunlar, bakalım hepsini gerçekleştirebilecek miyim... Liste içerisinde alanına giren bir şey varsa ve yardım etmek istersen benimle muhakkak iletişime geç. Çok mutlu olurum ; gozde.ece.demiroglu@gmail.com
Hadi bana şans dileyin :)
Bunu düşününce aklıma ufakken yaptığım liste geldi. Orta okuldayken liseye kadar şunları yapıcam diye on maddelik bir liste yapmıştım. Gerçekleştirmem lisede oldu hedeflediğim gibi öncesinde beceremedim ama insanın bir hedefi olması keyif vericiydi, hele de öyle saçma şeylerse çocuksu bir keyif... Bu yüzden ben de 25 yaşına gelmeden 50 şey yapayım dedim. Neden 50 derseniz, matematikçi mantığı ikiyle çarptım :)
Bu listeye 29.01.2012' de başlıyorum ve 08.09.2013'de tamamlamış olmayı umuyorum.
Üniversiteden mezun ol- Bir kız arkadaşını Fenerbahçe maçına götür
- 3 şehir gez
- İstanbuldaki tüm müzeleri gez ( yine ve yeniden)
- Bir yabancı dili giriş seviyesinde öğren
- Tangoyu ileri seviyeye getir
- Bowlinge geri dön
- Tutkunu olduğun eski model arabalardan biriyle fotoğraf çektir
- Lunaparka git ve yükseklik korkun yüzünden binemediğin her alete bin
Bir evcil hayvan edinUçağa bin- Tarzın dışında 3 parça eşya al ve kullan
- Araba kullanmayı öğren
Bir bilgisayar oyununu güzel bir şekilde oynamayı öğren ( Bak rekor kır demiyorum bari bunu yap :p)- Woody Allen filmlerinin hepsini izle
- Fit ol ( Lise zamanına dön pengu, yapabilirsin :p )
- Uzun bir tren yolculuğuna çık
- Kullanmadığın eşyalardan 10 şey yarat
- Mızıka çalmayı öğren
- Herhangi bir imza gününe katıl
- Sevdiğin parçalardan müzik listesi yap bunu online albüme çevir
Matruşka bebek al- 5 tane puzzle bitir
Hayvanat bahçesini ziyaret etNargile dene- HIV testi yaptır
Güvencinlere yem at- 5 kişiyi İstanbul' da gitmedikleri bir yere götür
- Balık tut
- Jim Carrey'in oynadığı filmlerin hepsini seyret
Bilim merkezine bir daha git- Anlamını bilmediğin 5 kelime öğren
- Zararlı alışkanlıklarından en az ikisini bırak
- Devlet ya da şehir tiyotrolarından birinin tüm sezon oyunlarını seyret
- 3 itirafta bulun
- Herhangi bir eyleme katıl
- Bir gün gözüne birini kestir, hiç tanışmadan ortak bir şey yapın o gün için
- Kendin için herhangi bir kursa yazıl
- Salsa öğren
- İstanbul'un 13 kapısından da geç
- Diksiyon kursuna git
- Birine karikatürünü çizdir
- Bisiklete binmeyi öğren
- Kısa metraj bir film çek
- Topuklu ayakkabıyla yürümeyi öğren ( Bak işte bu maddeden hiç emin değilim, neyse artık)
- Okumadığın 10 klasiği oku
Açıkhava konserlerinden birine git- Film sahneleri fotoğraflama fikrini hayata geçir ve en az 25 fotoğraf biriktir
- Merve Öztürk'e kendin için bir resim yaptır :)
- Birine kendini tümden anlat
Hedeflerim bunlar, bakalım hepsini gerçekleştirebilecek miyim... Liste içerisinde alanına giren bir şey varsa ve yardım etmek istersen benimle muhakkak iletişime geç. Çok mutlu olurum ; gozde.ece.demiroglu@gmail.com
Hadi bana şans dileyin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
Arşiv
İzleyiciler
Peşindeyim
-
10 Yaş7 yıl önce
-
-
-
Bir Göçmen Kuşum Ben11 yıl önce
-
-
Taşındık!11 yıl önce
-
Taşındık!11 yıl önce
-
-
Önce Prospektüsü okuyunuz !14 yıl önce
-
Etiketler
14 şubat
(1)
23 Nisan
(1)
25 yaş
(3)
29 Temmuz
(1)
41AT
(1)
5 Kasım
(1)
500ES
(1)
90's
(1)
adap
(1)
amiral battı
(1)
analiz
(3)
anlamak
(1)
Arzu
(3)
aşk
(7)
aynı
(1)
ayrılık
(2)
ayrımcılık
(1)
bachata
(1)
banka
(1)
başkent
(1)
beğenmek
(1)
beyaz
(1)
bilmece
(1)
bir sevgi istiyorum
(1)
bovling
(1)
Bülent Ortaçgil
(3)
Cahit Arf
(1)
ceviz cafe
(1)
Cihan Demirci
(1)
çay
(1)
Çingene Kızı
(1)
çizgi film
(1)
çocukluk
(8)
çorap
(1)
dans
(1)
Davutpaşa
(1)
değişim
(1)
deli gömleği ütü istemez
(1)
demirdöküm
(1)
Devekuşu Kabare
(1)
dilek
(1)
Dilime Dolandı
(2)
DİR
(20)
Disko Kralı
(1)
doğum
(1)
doğumgünü
(2)
Don Kişot
(1)
dost
(4)
dövme
(1)
düğün
(1)
dün akşam
(1)
eller
(1)
emek sineması
(2)
Emel Sayın
(1)
engelli
(1)
ergenlik
(1)
Erhan
(1)
esas kız
(1)
Eskişehir
(1)
evlilik
(3)
Eylül Akşamı
(2)
Fenerbahçe
(1)
festival
(4)
fikir
(1)
film
(6)
filmekimi
(2)
Finansbank
(1)
Freddy Krueger
(1)
futbol
(1)
gala
(2)
GAMYAD
(1)
ganyan
(1)
Gaziantep
(1)
Gaziantep Kalesi
(1)
gemi
(1)
gezi
(2)
göçmen
(1)
guiness
(1)
gülümseme
(1)
güncelleme
(1)
günlük
(2)
haber
(1)
hakkında
(1)
Hakkında Değil Kendisiyle Konuş
(1)
hayatım
(4)
Haydarpaşa
(1)
Hayvanat Bahçesi
(1)
hesap
(1)
hoşgeldin
(2)
huzur
(1)
IKEA
(1)
İkitelli
(1)
istanbul
(1)
istemek
(1)
iş
(1)
iş hayatı
(1)
İzmir
(2)
kaçmak
(1)
kader
(1)
Kahramanlar Müzesi
(1)
kahve
(2)
kampanya
(1)
kan
(1)
kan kanseri
(1)
kapak
(1)
kapı
(1)
kaybetmek
(1)
kedi
(1)
kırgınlık
(1)
kısa kısa
(2)
kitap
(1)
klip
(2)
koltuk
(1)
konser
(1)
korku
(2)
korku filmi
(1)
kuaför
(1)
kurbağa
(1)
kutlama
(1)
kuzen
(1)
kültür
(1)
leylek
(1)
madde
(3)
Mars Heykeli
(1)
masal
(1)
matematik
(5)
melez
(1)
mezun
(1)
mezuniyet
(1)
mim
(1)
minibüs
(1)
nar
(1)
nargile
(1)
nil
(1)
Okan Bayülgen
(1)
oryantasyon
(1)
Oya-Bora
(1)
oyuncak
(1)
önyargı
(1)
örtü
(1)
özlem
(1)
pasta
(1)
patikli penguen
(1)
pazar
(1)
pi
(1)
platonik
(1)
poster
(1)
saçma
(1)
sansür
(1)
sarı kağıt
(1)
savaş
(1)
Secret Cv
(1)
sevgi
(2)
siyah
(1)
soba
(1)
soğan
(1)
sorgulama
(1)
staj
(1)
stres
(1)
süpermen
(2)
şarkı
(6)
şataraban
(1)
şerefsiz
(1)
şımarıklık
(2)
şiir
(3)
Şirinler
(1)
şizofren
(1)
takım
(1)
Taksim
(1)
tango
(1)
tanımak
(2)
tanıtım
(3)
tanrı
(1)
taslak
(1)
taşlıtarla
(1)
teleşli apt
(1)
terlemek
(1)
tesadüf
(1)
tesbih
(1)
trombosit
(1)
unutmak
(1)
V for Vendetta
(1)
yabancı
(1)
yağmur
(1)
yangın
(1)
yapma
(1)
yardım
(1)
yasak
(1)
yaşayan kütüphane
(2)
yemek
(1)
Yeni türkü
(1)
yeni yıl
(1)
yeşilçam
(2)
Yıldız Teknik
(6)
Yıldıztog
(4)
yıldönümü
(1)
yolculuk
(1)
yumak
(1)
yumurta
(2)
yüksek lisans
(1)
Zeki Müren
(1)
Zeugma Müzesi
(1)







