şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ocak 2011
Çal Kemancı Çal !
Düşledikçe o'nu bir şarkı mırıldanırsın ya hani istemsiz... İçinde yer edenleri anlatan bir melodidir dudaklarının arasından süzülen, kimi zaman neşeli olsa da gereksiz yere çoğu zaman hüzünlüdür... Benim ise hicran filmindeki Emel Sayın'ın söylediği o şarkı geliyor, hani yüreğindeki tüm o hüzne rağmen gülümsediği sahnedeki söylediği o şarkı...
Bu gece onu düşünmemeliyim, bu gece onu hiç sevmemeliyim!
Çal kemancı, çal... Neşeli bir şeyler çal! Bu ocak olmayı beceremeyen ocak ayının olmadık bir pazartesi gününde beklenmedik çıkan güneşe eşlik edercesine çal! Ben kar yağsın içim buz tutsun, hissetmeyeyim dedikçe içimdeki her şeyi aleve veren bu kahrolası güneşe arka çık sen de! İçimde yaşananların şiddetinden hala organlarım yer değiştirmediyse daha da belli etmem! Sen neşeli bir şeyler çal içimdeki tüm ölülere, tüm ölü eski sevgililere...
"Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk." demişti ya yazar - şair artık her kim ise, hani biz de okuyup başkalarının aşklarını düşlemiştik. Aklımıza kendi aşkçıklarımız gelmemişti. Bir sürü ölü sevda yatıyordu işte bu yüzden içimizdeki bataklıkta -içimdeki bataklıkta- . Aaah bu dünya batamadı gitti, bu atmosfer bir türlü kusamadı bizi. Sevmekten yoksun aşk adamıyız biz, birer sera bitkisi... Oysa eskiden ne güzeldi, çok uzak da değil ilk sevişmelerimiz. Demlene demlene konuşuyor, seviyorduk. Hemen sevişmiyorduk, elma yemek için mevsimini bekliyorduk. Sonra ne oldu bilmiyorum. Belki saflığımızı kaybettik ya da baştan beri bu ilişkinin tek safı bizdik. Birileri bizden önce saflığının acısını çekmişti acı çekme sırası bizdeydi. Bir taç töreni edasıyla devrettiler bize bencilliklerini ve herkes gibi bizlerin de yaşam alanı çift kişilik bir yatağın çevresinden ibaret oldu. Artık sadece yatağa yakışanları seviyorduk yürekler demodeydi. Öpüşürken özlediğimiz aşkın tadı değildi artık zevkimize uyan o ıslaklıktı.
Aşkı unutmuştuk soran olursa yanıtlarımız hazırdı; " Aşk vahşiydi sevgilim, iki delinin savaşarak tutkuyu bulmasıydı. Ama sen aşık olamayacak kadar kırılgandın!..." Bu yüzden kavuşmaları değil ayrılıkları bölüştük. Ekmek arası acılarımızla yaşamayı öğrendik. Bir çoğumuz içimizdeki bataklıkla barıştı. Yaralar üzerine sıva çekti. Dış cepheyi süsledi komşulara karşı içerdeki çatlaklıklara inat birilerine deprem olmayı seçti. Ve ağızlarda aynı laf çal kemancı çal, neşeli bir şey çal...
Elbet unuturum zor olsa da diyor ya Emel Sayın, unuturum... Hoşgeldin bile diyebilirim eski sevgililerime ama sen hariç! Hepsini sevdim, belki bir salak gibi hepsine kör kütük aşık da oldum ama sen... Bir tek sen hariç ! İçimde bana ait bir şey bırakmadığın için değil, yalan söylediğin için de değil, peşi sıra bir başkasına koştuğun içinde değil, beni benden daha çok düşünüp benim için bunun daha iyisi olduğuna karar verdiğin için de değil, her gün seni gördükçe duydukça hissettikçe içimde kopan fırtınalara rağmen normal davranmak zorunda kaldığım için de değil... Hiç var olmamışım gibi davrandığın için olmaz! Seni affedemem, sana hoşgeldin diyemem. Görünmez iplerimi daha kesemedim belki de hala sen nereye ben oraya sürükleniyorum. hala deli bir alev kovuruyor yüreğimi ama... Bu gece seni düşünmemeliyim, bu gece seni hiç sevmemeliyim !
Bu gece onu düşünmemeliyim, bu gece onu hiç sevmemeliyim!
Çal kemancı, çal... Neşeli bir şeyler çal! Bu ocak olmayı beceremeyen ocak ayının olmadık bir pazartesi gününde beklenmedik çıkan güneşe eşlik edercesine çal! Ben kar yağsın içim buz tutsun, hissetmeyeyim dedikçe içimdeki her şeyi aleve veren bu kahrolası güneşe arka çık sen de! İçimde yaşananların şiddetinden hala organlarım yer değiştirmediyse daha da belli etmem! Sen neşeli bir şeyler çal içimdeki tüm ölülere, tüm ölü eski sevgililere...
"Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk." demişti ya yazar - şair artık her kim ise, hani biz de okuyup başkalarının aşklarını düşlemiştik. Aklımıza kendi aşkçıklarımız gelmemişti. Bir sürü ölü sevda yatıyordu işte bu yüzden içimizdeki bataklıkta -içimdeki bataklıkta- . Aaah bu dünya batamadı gitti, bu atmosfer bir türlü kusamadı bizi. Sevmekten yoksun aşk adamıyız biz, birer sera bitkisi... Oysa eskiden ne güzeldi, çok uzak da değil ilk sevişmelerimiz. Demlene demlene konuşuyor, seviyorduk. Hemen sevişmiyorduk, elma yemek için mevsimini bekliyorduk. Sonra ne oldu bilmiyorum. Belki saflığımızı kaybettik ya da baştan beri bu ilişkinin tek safı bizdik. Birileri bizden önce saflığının acısını çekmişti acı çekme sırası bizdeydi. Bir taç töreni edasıyla devrettiler bize bencilliklerini ve herkes gibi bizlerin de yaşam alanı çift kişilik bir yatağın çevresinden ibaret oldu. Artık sadece yatağa yakışanları seviyorduk yürekler demodeydi. Öpüşürken özlediğimiz aşkın tadı değildi artık zevkimize uyan o ıslaklıktı.
Aşkı unutmuştuk soran olursa yanıtlarımız hazırdı; " Aşk vahşiydi sevgilim, iki delinin savaşarak tutkuyu bulmasıydı. Ama sen aşık olamayacak kadar kırılgandın!..." Bu yüzden kavuşmaları değil ayrılıkları bölüştük. Ekmek arası acılarımızla yaşamayı öğrendik. Bir çoğumuz içimizdeki bataklıkla barıştı. Yaralar üzerine sıva çekti. Dış cepheyi süsledi komşulara karşı içerdeki çatlaklıklara inat birilerine deprem olmayı seçti. Ve ağızlarda aynı laf çal kemancı çal, neşeli bir şey çal...
Elbet unuturum zor olsa da diyor ya Emel Sayın, unuturum... Hoşgeldin bile diyebilirim eski sevgililerime ama sen hariç! Hepsini sevdim, belki bir salak gibi hepsine kör kütük aşık da oldum ama sen... Bir tek sen hariç ! İçimde bana ait bir şey bırakmadığın için değil, yalan söylediğin için de değil, peşi sıra bir başkasına koştuğun içinde değil, beni benden daha çok düşünüp benim için bunun daha iyisi olduğuna karar verdiğin için de değil, her gün seni gördükçe duydukça hissettikçe içimde kopan fırtınalara rağmen normal davranmak zorunda kaldığım için de değil... Hiç var olmamışım gibi davrandığın için olmaz! Seni affedemem, sana hoşgeldin diyemem. Görünmez iplerimi daha kesemedim belki de hala sen nereye ben oraya sürükleniyorum. hala deli bir alev kovuruyor yüreğimi ama... Bu gece seni düşünmemeliyim, bu gece seni hiç sevmemeliyim !
5 Kasım 2010
Bu V'yi Unutmak İçin Hiç Bir Sebep Bulamıyorum!
Remember, remember the Fifth of November,
The Gunpowder Treason and Plot,
I know of no reason
Why the Gunpowder Treason
Should ever be forgot.
Guy Fawkes, Guy Fawkes, t'was his intent
To blow up the King and Parli'ment.
Three-score barrels of powder below
To prove old England's overthrow;
By God's providence he was catch'd (or by God's mercy*)
With a dark lantern and burning match.
Hulloa boys, Hulloa boys, let the bells ring.
Hulloa boys, hulloa boys, God save the King!
Hip hip hoorah!
A penny loaf to feed the Pope.
A farthing o' cheese to choke him.
A pint of beer to rinse it down.
A faggot of sticks to burn him.
Burn him in a tub of tar.
Burn him like a blazing star.
Burn his body from his head.
Then we'll say ol' Pope is dead.
Hip hip hoorah!
Hip hip hoorah!
Böyle başlıyordu V For Vendetta filmi. V, kimene göre bir anarşistti kimine göre ise bir kahramandı. Adaleti mi savunuyordu yoksa yaptığı sadece terör estirmek miydi ? Hala bir tartışma konusu. Bazılarına göre gereksiz bir şiddet filminden öte değildi. Bazıları olayın geleceğin Londra'sında geçtiğini söylerken bazıları olayın 1984'ün matrix'i olarak ele alıyordu. V kimine göre kurbanken kimine göre bir katildi. Bu çelişkiler içerisinde film - ya da okuyanlar için çizgi roman - yine de bizi bir yerlerimizden sıkıca kavradı ya da en azından beni etkilemeyi başardı.
"bu maskenin altında bir yüz var...
ancak benim değil.
ne altındaki kaslardan daha "ben"dir o yüz...
ne de altındaki kemiklerden.
bu maskenin altında
etten daha fazlası var.
bu maskenin altında
bir fikir var!
ve fikirler kurşun geçirmez!.. "
Diyerek can evimden vuruyordu beni. Belki de bu yüzden V'nin kim olduğunu sorgulamıyordum. Kimliği önemsizdi. O sadece bir fikirdi. Bir kan davası vardı ve bir amacı. Hepsi topu topu buydu işte. " Eğer suçluyu arıyorsanız aynaya bakmanız yeterli olacaktır..." denmekte filmde belki de bu yüzden bu kadar farklı şeyler hissettirmekte bize. Herkes kendini görmekte o aynada...
Bugün 5 Kasım... Saat 12'yi vurmadan bir izleyin derim bu filmi. En azından dans edilmeden yapılan devrimi devrim saymayan V 'nin bu tatlı görüşü için izleyin. Eminim sizi de bir yerlerden çekip vuracaktır! Sizleri filmden güzel bir şarkıyla başbaşa bırakırken bir sonraki 5 Kasım'da V'yi izleyeme bana davet ederim :) Unutmayın ;
But you cannot kiss an idea…
… cannot touch it or hold it.
Ideas do not bleed.
They do not feel pain.
They do not love.
Not: Bu siteyi de inceleyin zevk alacaksınız !
The Gunpowder Treason and Plot,
I know of no reason
Why the Gunpowder Treason
Should ever be forgot.
Guy Fawkes, Guy Fawkes, t'was his intent
To blow up the King and Parli'ment.
Three-score barrels of powder below
To prove old England's overthrow;
By God's providence he was catch'd (or by God's mercy*)
With a dark lantern and burning match.
Hulloa boys, Hulloa boys, let the bells ring.
Hulloa boys, hulloa boys, God save the King!
Hip hip hoorah!
A penny loaf to feed the Pope.
A farthing o' cheese to choke him.
A pint of beer to rinse it down.
A faggot of sticks to burn him.
Burn him in a tub of tar.
Burn him like a blazing star.
Burn his body from his head.
Then we'll say ol' Pope is dead.
Hip hip hoorah!
Hip hip hoorah!
Böyle başlıyordu V For Vendetta filmi. V, kimene göre bir anarşistti kimine göre ise bir kahramandı. Adaleti mi savunuyordu yoksa yaptığı sadece terör estirmek miydi ? Hala bir tartışma konusu. Bazılarına göre gereksiz bir şiddet filminden öte değildi. Bazıları olayın geleceğin Londra'sında geçtiğini söylerken bazıları olayın 1984'ün matrix'i olarak ele alıyordu. V kimine göre kurbanken kimine göre bir katildi. Bu çelişkiler içerisinde film - ya da okuyanlar için çizgi roman - yine de bizi bir yerlerimizden sıkıca kavradı ya da en azından beni etkilemeyi başardı.
"bu maskenin altında bir yüz var...
ancak benim değil.
ne altındaki kaslardan daha "ben"dir o yüz...
ne de altındaki kemiklerden.
bu maskenin altında
etten daha fazlası var.
bu maskenin altında
bir fikir var!
ve fikirler kurşun geçirmez!.. "
Diyerek can evimden vuruyordu beni. Belki de bu yüzden V'nin kim olduğunu sorgulamıyordum. Kimliği önemsizdi. O sadece bir fikirdi. Bir kan davası vardı ve bir amacı. Hepsi topu topu buydu işte. " Eğer suçluyu arıyorsanız aynaya bakmanız yeterli olacaktır..." denmekte filmde belki de bu yüzden bu kadar farklı şeyler hissettirmekte bize. Herkes kendini görmekte o aynada...
Bugün 5 Kasım... Saat 12'yi vurmadan bir izleyin derim bu filmi. En azından dans edilmeden yapılan devrimi devrim saymayan V 'nin bu tatlı görüşü için izleyin. Eminim sizi de bir yerlerden çekip vuracaktır! Sizleri filmden güzel bir şarkıyla başbaşa bırakırken bir sonraki 5 Kasım'da V'yi izleyeme bana davet ederim :) Unutmayın ;
But you cannot kiss an idea…
… cannot touch it or hold it.
Ideas do not bleed.
They do not feel pain.
They do not love.
Not: Bu siteyi de inceleyin zevk alacaksınız !
24 Eylül 2010
Dilime Dolandı - Zeki Müren
24 Eylül 1996'ydı onu en son gördüğümüzde. O zamanlar onu kaybetmek ne demekti bilmiyordum. Biraz daha büyümeye başlayınca eniştemin kasetleri arasında keşfettim sanat güneşini. Teyzemlerin bozulmaya yüz tutmuş kasetçalarında takıla takıla ilk şarkımı dinledim ondan. "Sorma ne haldeyim..." diye giriyordu o büyülü havaya ve "Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş, kor kor ateşler yanıyor içimde, aşkı beni kül ediyor. " diyerek tüm dinleyenleri dertlendirebiliyordu. Sevmiştim sesini ve dinledikçe sözlerini de sever olmuştum. Yaşadıkça hayatı bir de anlar olmuştum. Artık herkes gibi benim de dertli gecelerimin haykıran sesi o'ydu.
Tam 14 sene sonra yine dilime takılır oldu şarkıları... Zaten hiç vazgeçememiştim onu dinlemekten. Hem onu bir kere dinleyipte vazgeçebilen var mıydı ki ? Nerdeyse bir sürü sanatçı da yorumlamıştır ama kimse onun gibi içten ve o narin tınıyla ; "Seni terkedip de gitmek var ama , aah bu şarkıların gözü kör olsun" diyememiştir. Zeki Müren'i anlamak - ya da anladığını varsaymak- için hayatını anlamak yetmez. Nerde doğdugu ne kadar plak çıkardığı ya da hangi filmde oynadığı değil onu 'Sanat Güneşi' yapan, ona bu ismi veren kimsede olmayan kişiliğini anlamak gerekir. O yüzden uzun uzadıya anlatmak gelmiyor içimden. Şurda doğdu bunu yaptı demek çok yavan kalıyor gözümde. Ve gücüm yok onca şarkıyla onu anlatmaya, zaten haddim de değil.
Bir devir canlı canlı yaşadı bu sevgiyi, bir devrin güneşi vardı. Bizler göremedik belki ama yine de gölgesinde ısındık güneşin. Buna da şükretmek gerekirdi. Ve biz de öyle yaptık. Onunla beraber "Hasrete alıştım ne gelir elden,yaşlı gözlerime baktığın yerden, gözlerin doğuyor gecelerime..." dedik ve avunduk. Avuntumu Zeki Müren'i iyi tanıyanların bildiği ama onu pek dinlemeyenlerin bilmediği bir şarkıyla yapmak istiyorum ben de bu yazıda; Bir sevgi istiyorum!
Ben şarkılarda genelde ne hissettiğimi ararım ama ilk defa ne beklediğimi aradığım ve bulduğum bir şarkı vardı. O da bu şarkı. Sözleri şöyle;
Yılları durduracak
Güneşi doğduracak
Dünyamı dolduracak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum
Halimi anlayacak
Derdime katlanacak
Benimle ağlayacak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum
Zeki Müren'le dertlendiğim onunla sevgiyi ve gerçeği aradığım onca akşamdan sonra herhalde sözlerimi yine onun şarkı sözleriyle bitirmek daha güzel olur;
Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın,
Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların
Düşen yaprakla biter,
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.
Ruhun şad olsun...
Tam 14 sene sonra yine dilime takılır oldu şarkıları... Zaten hiç vazgeçememiştim onu dinlemekten. Hem onu bir kere dinleyipte vazgeçebilen var mıydı ki ? Nerdeyse bir sürü sanatçı da yorumlamıştır ama kimse onun gibi içten ve o narin tınıyla ; "Seni terkedip de gitmek var ama , aah bu şarkıların gözü kör olsun" diyememiştir. Zeki Müren'i anlamak - ya da anladığını varsaymak- için hayatını anlamak yetmez. Nerde doğdugu ne kadar plak çıkardığı ya da hangi filmde oynadığı değil onu 'Sanat Güneşi' yapan, ona bu ismi veren kimsede olmayan kişiliğini anlamak gerekir. O yüzden uzun uzadıya anlatmak gelmiyor içimden. Şurda doğdu bunu yaptı demek çok yavan kalıyor gözümde. Ve gücüm yok onca şarkıyla onu anlatmaya, zaten haddim de değil.
Bir devir canlı canlı yaşadı bu sevgiyi, bir devrin güneşi vardı. Bizler göremedik belki ama yine de gölgesinde ısındık güneşin. Buna da şükretmek gerekirdi. Ve biz de öyle yaptık. Onunla beraber "Hasrete alıştım ne gelir elden,yaşlı gözlerime baktığın yerden, gözlerin doğuyor gecelerime..." dedik ve avunduk. Avuntumu Zeki Müren'i iyi tanıyanların bildiği ama onu pek dinlemeyenlerin bilmediği bir şarkıyla yapmak istiyorum ben de bu yazıda; Bir sevgi istiyorum!
Ben şarkılarda genelde ne hissettiğimi ararım ama ilk defa ne beklediğimi aradığım ve bulduğum bir şarkı vardı. O da bu şarkı. Sözleri şöyle;
Yılları durduracak
Güneşi doğduracak
Dünyamı dolduracak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum
Halimi anlayacak
Derdime katlanacak
Benimle ağlayacak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum
Zeki Müren'le dertlendiğim onunla sevgiyi ve gerçeği aradığım onca akşamdan sonra herhalde sözlerimi yine onun şarkı sözleriyle bitirmek daha güzel olur;
Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın,
Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların
Düşen yaprakla biter,
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.
Ruhun şad olsun...
25 Temmuz 2010
"Benimle Oynar Mısın?" Dedi Bülent Ortaçgil

Anlatmak istediklerime dair çok şey birikti. Neler yaşandı, neler hissettim buralardan uzaktayken; anlatıcağım hepsini ama önce yakın geçmişten çok güzel bir geceye değinmek istiyorum. 21 Temmuz gecesine gitmek istiyorum, Bülent Ortaçgil'in 40. Yıl konserine...
"Benim şarkılar biraz farklıdır, kusurabakmasınlar" diye başladı söze o akşam Bülent Ortaçgil. Felekten bir gece çalıcaz dedi ve unutulmaz bir gece yaşattı sözünü tutarak. Ve ben bu gece hakkında iki satır da olsa bir şey yazmamış olsaydım, kendimi asla affetmezdim.
40 yılın şarkıları... Herkesin kendini bulduğu en az bir şarkının yazarıdır Bülent Abi, eminim. Nasıl olmasın ki ? Bir eylül akşamı tesadüfünde hangimiz sensiz olmaz demedik ki yare, hangimizin kimseye anlatmadığımız hatta kendimizle konuşmadığımız bişiyleri olmadı ki ya da hangimiz değirmenlere karşı birer yitik savaşçı olduğumuzu düşünmedik? Hepimiz bişiyler buldu o şarkılarda ve bir 40 sene daha bulmaya devam edecektir.
"Benimle oynar mısın? " dediğinden beri oyununa varım Bülent Abinin. O yüzden liseden yol arkadaşım Erhan bana konsere gidelim mi diye sorduğunda ikiletmeden evet dedim. Bu konser kaçmazdı. O gece Gürol Ağırbaş'ın da dediği gibi kırk yılda bir olurdu böyle şeyler.
Ortaçgil tüm sakinliğiyle karşımdaydı ve ben huzur içinde. Sadece o mu ? Sevdiğim herkes ordaydı diyebilirim. Akın Eldes, Bulutsuzluk Özlemi, Erkan Oğur, Ezgi'nin Günlüğü'nden Hüsnü Arkan, Feridun Düzağaç, Fuat Güner, Grup Gündoğarken, Mirkelam, Zuhal Olcay, Mor ve Ötesi, Levent Yüksel, Aylin Aslım, Pinhani, Gürol Ağırbaş, Jehan Barbur,Candan Erçetin ve Birsen Tezer. Üstüne üstlük bir de Sezen Aksu süprizi yaşandı ki ölsem gözüm açık gitmezdi herhalde.
Bunca güzel insanın arasında bir de benim şarkılarım çalmadı mı! Keyfime diyecek yoktu. Eylül akşamı ve bana süpriz olan kimseye anlatamadım ile çığlık çılığa çalmadı mı işte o an uçmuş durumdaydım. "Seviyorum ulaaan " diye bağırısım vardı kimi ve neden sevdiğim önemsiz. Öylesine gaza gelmiştim işte...Geceye dair tek keşkem herhalde sevdiğim insanların eksikliğiydi; keşke şu dostum da olsa şu sevdiğim de dedim durdum. Mükemmel bir geceydi benim için, çok iyi geldi ruhuma. Bu yüzden burdan da tekrar teşekkür etmek istiyorum yol arkadaşıma; iyi ki beni o konsere götürdün. Çok teşekkür ederim, Erhan!
Buarada bir de o geceden süper fotoğraflar çeken Emre'ye teşekkür etmek istiyorum. Fotoğraflara burdan bakabilirsiniz.
30 Nisan 2010
Dilime Dolandı - Oya & Bora

Oya & Bora ya da çocukken aklımızda kaldığı şekliyle Ora-Boya... Hatırlamayan yoktur bu ikiliyi, hepimizin çocukluğuna yer etti çünkü. Ama sanırsam benim biraz fazla yer etmiş. Çıkmak bilmiyor aklımdan. Şuan dinleyenlere güzel gelmesede benim için ilk günkü güzelliklerini hala taşıyolar. Öyle ki geçenlerde tüm albümlerine dönüp bir daha inceledim ve ogünden beri hala dilimde dolanıyor şarkıları.
Oya & Bora , çocukluğum...Zamanında Eurovision'a katılabilmesi için kurulduğunu düşündüren "Grup Denk" ismindeki ikili daha sonra adlarını Oya & Bora olarak analarak yolarına devam etti o güzelim şarkılarla; sevmek zamanı, ayrılık zamanı, seni bana yazmışlar, belli belli, saraylı... 90'lara damgalarını vurdular bunu kimse inkar edemez. Şimdilerde şarkıları basit gelse de ben sanırsam o basitliğini seviyordum. Oya Küçümen'in o sesine hastaydım. Bora Ebeoğlu bana hep karizma gelirdi. Küçüktüm ve 'Aşk'ı ilk onlarda görmüştüm. Ne kadar doğru bilmiyorum ama 16 yıl sevgili kalıp evlenmişler. Fakat şunu iyi biliyorum onlar birbirlerine her zmana aynı baktılar, sevgi dolu. İşte bu yüzden onların yeri bende hep ayrı olucak. Onlar benim küçüklüğüm, hayallerim, beklentilerim. İşte bu yüzden onların şarkıları hala bana basit ama içten gelecek.
Hangi şarkısını ele alsam incelesem diye düşünüyordum. Bir çoğu biliniyor ve ilk günkü gibi hatırlanıyor ama bir şarkısı var geri planda kaldığından ya da ozaman anlamını bilmediğimizden herhalde biz de pek yer etmemiş. "Ayrılık Zamanı" . Es geçilmemesi gerektiğine inandığım bir şarkı. Sözleriyle canından vuran bir şarkı. Öyleki ; " Önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini..." diyerek boğazınıza düğümlenen bir şarkı bu.
Benim de ezelden beri çok sevdiğim bir parça. Gerçekten sebepsiz hırçınlıkların ardından gelip çattı her daim ayrılık rüzgarı. Korkar oldum oyüzden benden gözlerini kaçıranlardan. Görmek istenmemesinden korktum geriye bırakılan enkazları. Sevince konuşulmadan da hissedilmesinden korktum ayrılığın. Ayrılığın yakıcı olmasının bu denli açık sözlülükle anlatılmasından korktum ama sevdim bu şarkıyı.
Sözleri şöyleki;
Sen soğuk kış güneşine bakarken
Çöl ateşi yakacak beni
Mesafelere dolanacak iklimler
Ayrı ayrı yerlerde başka insanlar
Başka nefesler
Ama hep uykusuz geceler
Bir yaban gül dikeniyle kan oturdu ellerime
Kötü şeyler olacakmış öyle bir his içimde
Ellerinle saklama terkeden gözlerini
Önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini
Geldi geldi wakti geldi
Geldi kondu dudağına
Pek yakıştı hırçınlığına
Bekletme beni söyle
Ayrılık ne zaman
Ayrılık ne zaman
Söyle söyle ayrılık ne zaman
Ölüm bile yıkamazdı böyle bildik sevgimizi
Çöl kumundan bir kaleymiş dokununca yıkılıverdi
Geldi geldi vakti geldi
Geldi kondu dudağına
Pek yakıştı hırçınlığına
Bekletme beni söyle
Ayrılık ne zaman
Ayrılık ne zaman
Söyle söyle ayrılık ne zaman
Bir kibrit ateşi seni tutuşturuyor
Öyle deli bir sıcak ki her şeyi yakıyor
(Bir not bırakmak istedim biran. Hani yazar notu gibi sonradan hatırlatmalar gibi. Aleme ibret olsundan daha çok kendime ufak bir hatırlatma olsun gibi. Yazar notu olarak yani... Dilime dolandı yine bu şarkı. Korktuğumdan dolanıp kaldı işte. 'Ayrılık ne zaman?' diye sorucağım düşüncesinden dolandı kaldı işte. Oysa gereksizdi biliyorum. Ne demiş çok bilmiş teyzelerimiz kötü düşünürsen kötü olur. Kısmet diyelim ozaman; kader, alınyazısı, mukadderat, burada ne yazıyorsa o... vs. vs.)
19 Nisan 2010
Sana Bütün Derdimi Dökmek Geldi İçimden...

Bugüne dair ( Saat on ikiyi geçtiği için aslında dün oluyor ya neyse...) bir şeyler yazasım var. Tam olarak ne yazıcağımı da bilmiyorum o ayrı ama yazasım var işte. Bugünü kayda geçiresim var - ki unutmayayım bir daha bugünü, bir daha o gülümsemeden uzak kalmayayım.
Gülümsemesi... Yok böyle bir duygu, böyle bir heyecan. Hafiften kıvrılıyor ya dudaklarının kenarları içine sıcacık bir duygu seli akmaya başlıyor o an. Dudaklarıyla aynı müziğe eşlik edercesine parlamaya başlıyor gözbebekleri. İşte diyorsun, "Yaşıyorum çok şükür, yaşıyorum ya bu hayatı onunla binlerce kez şükür". Ve ben, yaşamayı bile eline yüzüne bulaştıran ben, böyle bir gülümsemeyi kaybettim.
Çok bir şey beklemedim hayatta. Beklediğimi düşünmüyorum yani en azından, isteklerim o kadar da korkutucu şeyler değildi. Basittiler, tamam belki saf oldukları için bana layık değildiler ama basittiler. Sadece sevmek ve sevildiğimi hissetmek istedim. Ah ah ben o gülüşte sevgiyi hissetmiştim, belki sevildiğimi değil tam anlamıyla ama sevgiyi görmüştüm o göz bebeklerinde. Bu da bana yeterdi; beni sevmesede tam anlamıyla sevgiyle bakıp yüreğimi ısıtması, sevilebilme ihtimalim yeterdi. Ah ah ben o gülüşte sevgiyi hissetmiştim ama kaybettim.
Ben en çok onu mutlu görmeyi sevmiştim ama suratının asılmasına sebep oldum. Zaman zaman kendimden nefret ettiğim anlar olmuştu ve birçoğu boş yereydi. Fakat bu sefer tam yeri sanırsam . Biliyorum hatalı olduğum çok yer var. Belki çok güvenilir biri değilim. Hayatta ayakları üstünde duran birinden daha çok hep korunmaya muhtaç olan yalnızlıktan korkan bir ufaklık oldum belki de. Ne derseniz diyin ya da aslında ne olursam olayım bir şekilde bir yerlerde hata yaptım farkındayım. Gelene git demedim hiç; demem gerekirdi kovulduğum gibi kovmam gerekirdi ama demedim. Sebebi ordan nasıl gözüküyor bilemiyorum. Ama gelene git diyemiyorsam hatırdandır; yaşanmışlıklara ya da ortak arkadaşlarıma olan saygımdandır. Biliyorum hatam kendimi öncelikle düşünmemem ve yine biliyorum ki bu dünyanın en büyük suçu!!! Suçluyum kabul ediyorum. Ve tek suçum bu değil korkağım da aynı zamanda. Endişelerine esir olmuş bir korkak. Onu dersem ne olur bunu dersem ne derler diye düşünmekten endişelenmekten hayatı kaçırmış bir korkağım hem de. Suçluyum kabul ediyorum. Kendime ait bir hayatım olmadan yaşamaya çalışıyorum işte tam buyüzden suçluyum çünkü sana hiç bir şey veremiyorum. Sadece sevmekle yetiniyorum.
Biliyorum "sorun" bunlar değil yani tam olarak değil. Özetin özeti olur sadece bunlar. Biliyorum zamana bırakmak, ne olucağını nereye gidiceğimizi zamanla görmek daha mantıklı bir çözüm. Ama tutamıyorum kendimi; haykırmak geliyor içimden 'öyle değil öyle değil' demek. Biliyorum susup bekleme vakti vakitlerden ama yüreğim el vermiyor. Seni gülümsemeden bir gün daha görme ihtimali beni deli ediyor. Delirdim sanırsam :)
Abartıyorum, sevme işini abartıyorum. Herkes daha sevip sevmediğini bilmezken ben seviyorum diyebiliyorum. Abartıyorum. " Seni seviyorum." demek için çok erken ama başka bir türlü anlatamıyorum içimdekilerini. Ve buyüzden abartıyorum. Daha neresindeyim ki hayatın ? 'Seni sevmelere' daha çok var...Vakit gelmedi daha, zaman daha akmadı. Seni sevmeler durağına daha varamadı gönlüm. Kendini orda sanıyor çünkü orda olmak istiyor ama daha yolu var farkındayım. Bekliycem zaman aksın yolculuk başlasın; seni sevmeler durağında bekliycem. O gülüşünle bana gelmeni bekliycem...
NOT: İki şarkı var dilimin ucunda; 1) Rana Alagöz - Öpmek geldi içimden
2) Bryan Adams - Have You Ever Really Loved A Woman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
Arşiv
İzleyiciler
Peşindeyim
-
10 Yaş7 yıl önce
-
-
-
Bir Göçmen Kuşum Ben11 yıl önce
-
-
Taşındık!11 yıl önce
-
Taşındık!11 yıl önce
-
-
Önce Prospektüsü okuyunuz !14 yıl önce
-
Etiketler
14 şubat
(1)
23 Nisan
(1)
25 yaş
(3)
29 Temmuz
(1)
41AT
(1)
5 Kasım
(1)
500ES
(1)
90's
(1)
adap
(1)
amiral battı
(1)
analiz
(3)
anlamak
(1)
Arzu
(3)
aşk
(7)
aynı
(1)
ayrılık
(2)
ayrımcılık
(1)
bachata
(1)
banka
(1)
başkent
(1)
beğenmek
(1)
beyaz
(1)
bilmece
(1)
bir sevgi istiyorum
(1)
bovling
(1)
Bülent Ortaçgil
(3)
Cahit Arf
(1)
ceviz cafe
(1)
Cihan Demirci
(1)
çay
(1)
Çingene Kızı
(1)
çizgi film
(1)
çocukluk
(8)
çorap
(1)
dans
(1)
Davutpaşa
(1)
değişim
(1)
deli gömleği ütü istemez
(1)
demirdöküm
(1)
Devekuşu Kabare
(1)
dilek
(1)
Dilime Dolandı
(2)
DİR
(20)
Disko Kralı
(1)
doğum
(1)
doğumgünü
(2)
Don Kişot
(1)
dost
(4)
dövme
(1)
düğün
(1)
dün akşam
(1)
eller
(1)
emek sineması
(2)
Emel Sayın
(1)
engelli
(1)
ergenlik
(1)
Erhan
(1)
esas kız
(1)
Eskişehir
(1)
evlilik
(3)
Eylül Akşamı
(2)
Fenerbahçe
(1)
festival
(4)
fikir
(1)
film
(6)
filmekimi
(2)
Finansbank
(1)
Freddy Krueger
(1)
futbol
(1)
gala
(2)
GAMYAD
(1)
ganyan
(1)
Gaziantep
(1)
Gaziantep Kalesi
(1)
gemi
(1)
gezi
(2)
göçmen
(1)
guiness
(1)
gülümseme
(1)
güncelleme
(1)
günlük
(2)
haber
(1)
hakkında
(1)
Hakkında Değil Kendisiyle Konuş
(1)
hayatım
(4)
Haydarpaşa
(1)
Hayvanat Bahçesi
(1)
hesap
(1)
hoşgeldin
(2)
huzur
(1)
IKEA
(1)
İkitelli
(1)
istanbul
(1)
istemek
(1)
iş
(1)
iş hayatı
(1)
İzmir
(2)
kaçmak
(1)
kader
(1)
Kahramanlar Müzesi
(1)
kahve
(2)
kampanya
(1)
kan
(1)
kan kanseri
(1)
kapak
(1)
kapı
(1)
kaybetmek
(1)
kedi
(1)
kırgınlık
(1)
kısa kısa
(2)
kitap
(1)
klip
(2)
koltuk
(1)
konser
(1)
korku
(2)
korku filmi
(1)
kuaför
(1)
kurbağa
(1)
kutlama
(1)
kuzen
(1)
kültür
(1)
leylek
(1)
madde
(3)
Mars Heykeli
(1)
masal
(1)
matematik
(5)
melez
(1)
mezun
(1)
mezuniyet
(1)
mim
(1)
minibüs
(1)
nar
(1)
nargile
(1)
nil
(1)
Okan Bayülgen
(1)
oryantasyon
(1)
Oya-Bora
(1)
oyuncak
(1)
önyargı
(1)
örtü
(1)
özlem
(1)
pasta
(1)
patikli penguen
(1)
pazar
(1)
pi
(1)
platonik
(1)
poster
(1)
saçma
(1)
sansür
(1)
sarı kağıt
(1)
savaş
(1)
Secret Cv
(1)
sevgi
(2)
siyah
(1)
soba
(1)
soğan
(1)
sorgulama
(1)
staj
(1)
stres
(1)
süpermen
(2)
şarkı
(6)
şataraban
(1)
şerefsiz
(1)
şımarıklık
(2)
şiir
(3)
Şirinler
(1)
şizofren
(1)
takım
(1)
Taksim
(1)
tango
(1)
tanımak
(2)
tanıtım
(3)
tanrı
(1)
taslak
(1)
taşlıtarla
(1)
teleşli apt
(1)
terlemek
(1)
tesadüf
(1)
tesbih
(1)
trombosit
(1)
unutmak
(1)
V for Vendetta
(1)
yabancı
(1)
yağmur
(1)
yangın
(1)
yapma
(1)
yardım
(1)
yasak
(1)
yaşayan kütüphane
(2)
yemek
(1)
Yeni türkü
(1)
yeni yıl
(1)
yeşilçam
(2)
Yıldız Teknik
(6)
Yıldıztog
(4)
yıldönümü
(1)
yolculuk
(1)
yumak
(1)
yumurta
(2)
yüksek lisans
(1)
Zeki Müren
(1)
Zeugma Müzesi
(1)


