18 Şubat 2011

Atışma

Geçenlerde arkadaş meclisinde muhabbet ederken ne kadar huysuz olduğumdan açıldı konu. Hiç bir şeyi beğenmiyormuşum bu aralar. Yahu beğenilecek bir şey vardı da ben mi kaçırdım? İbo'nun dediği gibi Urfa'da Oxford vardı da ben mi okumadım? Ben de beğeniyorum, al işte aşağıdaki atışmaya bayıldım. Bir arkadaşımın, yazılan bir iletiye verdiği yanıtlar özellikle de şiirler beni benden aldı.  Tek kelime ile bayıldım. Demek ki neymiş? Ben de beğenebiliyormuşum.

" Anne ben onu çok özledim, ayaklarının altından biraz cennet çalıp sürsem yollarına, Allah'ım sana şükür deyip koşup gelir mi kollarıma? "  ( Kurnaz'ın o meşhur iletisi ) 
Süpermen:
Taşıma su ile değirmen döndürülmeyeceğini bilen ey insan
Çalmayı düşündüğün parçanın o cahil ellerinde kömür olacağını bilmez misin
Kendin yollarını cennete çevirmeye çalışmak yerine
Öz annenden bile çalmayı, elin oğlu için mi yeğlersin?

Kurnaz:  
ey insan evladı işin gücün yokmudur allahın bi mahzun kuluyla uğraşırsın düşünmezmisin ki ne derdi vardır da yazmıştır hatun bütün bunları esirgeyecek olsam anamı cennetinden dermiyim ki biraz cennet sürsem ayaklarından anam mutlu olmaz mı bin kat kızını mutlu görse sevdiğinlen ??

Süpermen: 
Ey annesinden çalmayı, kendi hakettiğine tercih eden!
Sana gelmesini istediğini, annene ait olanla kandırmayı düşünen!
Kendin olmayı beceremeyip, roller kesen!
Üstüne üstlük, bir de bunu annesi için yaptıgını söyleyen!

Bu dediklerine inanmamı mı söylersin bir de!
Kendini kandırman yetmezmiş gibi,
Çalmakla mutlu olmaya çalışacak kadar gözünün kör oldugunu göstermemiş gibi,
Süt'ü helal olan için mi yaptığını söylersin,
Ondan çaldıklarını peşkeş çekeceğin yetmezmiş gibi?!

Kurnaz: 
helalim olmayan beri dursun hele benden ben istersem yer gök yarılır karsımda duramaz hiç bi beden kessen diorum şu lanet atışmayı ben geçmeden kendimden sütüm helal şükür uzanmaz elim benden bilmediğime anam benm en sadık dostum döner dola...şır sıkıştırır kuyruğumu dönerim yine dostuma sende ki nasıl bir akıldır ki karşılaştırırsın ana sevgisiyle yarimin sevgisini mukayese edilebilirmidir ki mümkünmüdür kii sanki birbiriyle tıpa tıp aynıymış gibi
avuturum kendimi ben çalarım!
gururuma yediren siner bi köşede ağlarım!
tercih ederim kendimden başka herkesi düşünmeyi sorgulamam uyarım!
düşünmem yargıyı infazı desteklerim susarım !
anamdan almadığım sütüm helal bilirim konuşmam yanarım!!

Süpermen:  
Kendini bilmeyen, ellere göz koyan seni
Annenin hakkı sen onu öldürsende helali
Bırak tükürdüğünü yalamayı bunu keramet bilmeyi
Önce nokta virgül öğren, sonra öyle dedigini sonra böyle dememeyi!

Cür'et nedir sen bilir misin ki?
Aştığın, ezip geçtiğin şeyleri savunmaya çalışırsın.
Anneni bu kadar sevdiğini söylerken,
Ondan çalıp başkasına vermeyi robin hood'luk sanarsın.

Mukayese değil tercihtir ortaya attığın laf ey fani,
Senin, sende olmayanla elde etmeye çalıştığın sevgi.
Kalpazanların yaptığı paradan farkı olacak mı ki
Senin bu rengi bozuk, gözleri yamuk kıymetinin.

Yaptığın işin başı bozuk belli
Bütün verdiğin değerlerin temeli, niyetleri belli
Bol sıfırlı paranın, o üstüne titrediğinin esas kıymeti
Çalarak koyamayacağın başındaki "1" in eksikliğinden belli.

Keleş oğlan der ki dinle bunu kulağınla
Feyz al her cümleden, dank ettir kafana
İş işten geçtikten sonra, anlayana
Ya bir bardak su gerekir, ya da hindistanda dalaylama.

Kurnaz: 
aqzına sıcıym süpermen:D du bekle indiricem fani dunyanda sana bi dümen :D
 
Süpermen: 
Dikkat et sana dönmesin, çevireceğin o fani dünyadaki dümen,
Zor olur kıçını kaydırdığın tekneyi toparlaması,
Eğer dersen ki serdümenlik var bende sen kendine mukayet ol,
Kayarsa sana doğru kayar, gerisi senin peydahladığın yalanın dik alası.

Kurnaz: 
dümen değil sadece bana dönen
alışkınım ben kii nice yüzler görüp alayı kıçıma benzeyen
sürdümen olan ben değil bizzat bu fani dünyanın aslı
kaymış gitmiş uzaklara yıldız misali samanyolu değil artık rotaası :D

Süpermen :
İnsanlar aynalar misali kendi neyse karşısındaki o derler şehir şehir
Alışkın olman da bundan kıçına benzeyen yüzlerle haşır neşir
Sen ki Serdümen'i "Sürdümen" ettin ya ayak üstü
Değil Samanyolu, kainata kırsan yolu kâr etmez, Nihal'e aşık seni gidi ey Beşir.

Kurnaz: 
hahaha deyim bare kokmasın bütün bu leş kokan lafların
beşir bok yesin nihal ekmek yabdı behlüle bir fırın
ben alışkınım göt geldim göt giderim de çekil der bnm düzenim
serdümen olur sürdümen sorun etme lütfen :D
bn doğdum doğalı küsüm aynalar...a istemem baktıqımda göreyim orangutan

Süpermen: 
Tutmaya köşesi yok söylediğin sözlerin
Ne kafiyesi var ne de en ufak redifin
Senden fazla şey beklemişim anlaşılan
5 dakika da şaftı dağıtmışsın, motor kapağı olmuş saman.

Önce lafı dinle otur kendini belle
Demediler mi sana söz söz değil olmaz ise bir kelle
Anlamadan etmeden ettiğin o cümle
Hayvanlar alemi gelse kurtarmaz, kokusu gitmez yelle

Aynalara küskün olman normal
Bu kadar laftan sonra aldıgın şemal ile
Orangutanla ne yarışırsın bilmeden
Lemurlar bile yemez seni bu saatten sonra elle. 


Kurnaz: 
ne rediftir nede uyaktan ibarettir duygularım benm
anlamsız cümlelerim bi tek aqzımdan çıkarsa anlam kazanır benm
cinasmış maça kupa papazmış önemli mi ki
yeterki anlatsın derdimi benliğim

bilirim etmez beş para kellem
umrumda bile değil cümle alem
kim ne derse desin sevdiklerim yanımda olsun yeter
nazar değmesin elem tere fiş gözlere şiş kerem :D

ele avuca sığmam ben karıştırma beni kimseyle
orangutanlar kurban olsun şeklimi şemalimi onlara benzettiğime
bilmeden yücelttim belki onları ama
bilerek söylüorum şimdi çatlasın aynalar hasetinden bnm güzelliğime :D

Süpermen:
Derdini "benliğiyle" anlatmaya çalışan bre gafil
Düzenin gerçek sebebini bilmez misin
Rayında olmayan işlerle karşıma çıkarak
Ezilip geçilmekte oldugunda bi-haber misin

Aklın fikrin çuhalı masalarda
Kumarbaz, zirzop oldun çıktın vesselam
Teker teker hepsini öğretirdim ama
Senin gibisine edilmez ne kadar uğraşsam
iki çift doğru düzgün usturuplu kelam

Cümle alem seni çok dikkate alıyor sanki
Umursamamanın tezahürü tavşanın dağla olan ilişkisi
Sevdiklerinin yanında olması onları aleme kattırmaz mı
Kerimi şişleyen, elem nedir senin için? Anca iş ilişkisi

Ele avuca sığ diyen yok sana
Şekline şemaline karışmak ne hadde
Yaradan yaratmış seni de orangutanı da emme
Birazda peşine bakaymış iyi olurmuş, ama nerdee

Aynalarla alıp veremediğin nedir
Bu kadar mesafeden bile çatlatırsın onları
Zengin olmuştun biriktirseydin şimdiye kadar
Sapanla aynaları kırdırdıgın çocuklara verdiğin paraları
 

Kurnaz:
haha :D:D
pes etmek yok benim kitabımda bilmezmisin ey bana gafil diyen
bilmezdim seni bu marifet gelir nerden :D
uğraşcak başka adam mı bulamadın ezersin beni hafiften hafiften
diyecek sözüm yok abimsin boyun bükerim kardeşim bn kim olduqunu bilen :D

Süpermen:
O zmn Hababam sınıfının şalterleri kaldırdıgı anda kızların arkalarından söylediği nakaratı hatırlatmak gerekir :

Alçaklara karlar yağdı üşümedin mi?

Sen bu işin sonunu düşünmedin mi :)
 

Not: Yazılara dokunmadan paylaştım :) 



9 Şubat 2011

Sıvası Dökük

"Gece dünyayı örter, gündüz dertleri"

Demişler...Oysa şu sıralar gündüzler bile sıva tutmuyor benim için. Hiç bir makyaj kapatamıyor uykusuz geçen gecelerimin izlerini. Kapandığını düşündüğüm çatlaklarımdan sızıyor gözyaşlarım. Kendimi avutmaya yetmiyor yalanlarım. Çırılçıplak hissediyorum kendimi ve hiç ummadığım kadar korkuyorum, gündüzden bile... Çünkü 'yalnızlık' denilen şeyi daha yeni tanıyorum. Ya da belki artık taşıyamadığım için garipsiyorum. Ruhuma giydiğim bu elbise gittikçe ağırlaşıyor ve düştükçe pençesine dilim lal oluyor. Ki ben boş kelimeler üstadı bir geveze, çaresizim... İstikbalime bakıyorum ve mücrim gibi titriyorum.

Çırpındıkça daha da battığım bir bataklıktayım sanki. Cennet adındaki bu cehennem dünyada yanıyorum. İşlediğim her günahın bedelini hayallerimi satmakla ödüyorum. Ama hala borçluyum hala lanetli... Ne zaman ödenecek bu aptallığımın bedeli? Ne zaman ödeşeceğiz seninle, hayat? Sikip bıraktığın ruhum bir tecavüzü daha kaldıramaz görmüyor musun? Yoruldum...
'Seni anlıyorum' diyenlerin şu kahrolası yazı olmadan beni anlayamadığını bilmek ağır geliyor. Onlara verdiğim tanımları ezberleyip beni zor bulanlara 'keşke bir de o bildiğini varsaydığın tanıma göre yaklaşsaydın ya bana' diyememek koyuyor. Hakkımda her şeyi biliyorsunuz, gerçek hariç. Ne ironik! Oysa ben sizden beni anlamanızı hiç beklemedim. Herkesten umdum ama sizden değil. Sizi öylesine, her şeyinizle sevdim. Çekip gitseniz de sevmeye devam ettim. Ama yoruldum. İçimden gidin demek var size, alın ve gidin tüm korkularımı, tüm acılarımı... Yapamazsınız ve ben de yapamam. Göstermelik acılarınıza daha fazla katlanamam. Sizin için bir yerde unutulmuş bir müsveddeden daha önemli değildim ki zaten bırakın öyle kalayım. Unutulur. Benim gidişim en çabuk unutulan olur hem de.. Bırakın ! Kalabalığın ortasında beni yalnız bıraktığınızdaki gibi bir şey olmamış gibi bırakın... Bırakın!

Yüreği ağzında bir serçe daha ne taşıyabilir ki ? Taşıyamıyorum ben de sitemlerinizi. Bilmem belki de kötüyümdür. Belki bu yüzdendir bu üzerimdeki lanet. Elimi attığım her gülün solması içimdeki karanlıktandır belki de. Lakin bundan öte biri değilim, olamadım! Hayatımdaki her şeyi temizlemek istedim, yeniden başlamak hem de bir çok kez ama beceremedim. Bilmem belki de tam anlamıyla hiç istemedim. Hiç pişman olmadım ki ben yaşadıklarımdan. Belki anlık sövgülerim oldu. Küfürü ağzıma tespih ettim bazıları için ama yine de sevdim yine de onlarla yaşadığım zamanları özledim. Çünkü hissettiklerim hep gerçek oldu. O yüzden de çok acıttı ya gidişleri. Yaralarını kapatmak istedim hep silmek ama yapamadıysam sanırsam gerçekten istemediğim içindir. Çünkü acıları bile hala yanımda olduklarını hissettiriyordu bana. Gitmeye hakları vardı ama ölmeye değil! Onlar ölmeyi tercih etti. Ve ben bugün o cesetleri taşıyamıyorum. Yoruldum... 

Temizlenmiyor hayat, temizlenmiyorsun... Bedeninde duruyor gidenlerin attığı kağıt kesikleri. Görünmezler ama hep acıtıyorlar.  Bir insanın gölgesini silmek o kadar zor ki en iyisi hiç başlamadan ışıkları söndürüp gitmek. Çünkü ne kadar kirlenirsen o kadar  çabuk ebeliyor hayat seni. Oysa sen yağmurdan kaçarken doluya denk gelmiş ve afallamıştın ebe olmak hiç hesabında yoktu. Sen sevmeyi öğreniyordun. Sevmek nasıl bir şeydi hissetmek isterken aşka düşüyordun oysa düştüğün aşk evlat edindiğin bir aşktı bilemiyordun. Sen beraber yaşlanabileceğini düşündüğün bir adamı öpmek istiyordun ve bu yüzden de öptüğün her adamı özlüyordun. Oysa dudakların olduğu için öpüyorlardı onlar seni daha ötesi yoktu. Sen varlığına bağlamışken mutluluğunu o seni 'varlığın yalnızlığımı geçirmiyor' diye terk ediyordu. Sonra sen de onlara benzemeye başladın çünkü doğrusu böyle gibi geliyordu. Beğendiğin bedenlerdi artık ruhlara bakmıyordun. Ya da öyle olduğuna inandırmaya çalışıyordun kendini. Birinin dudak izi daha geçmeden diğerini öptüğünde ihanet ettiğin için kendini kötü hissediyordun ama ortada ihanet edilecek biri de yoktu. Hatta öpülen bir adam da. Ama kirlendiğini düşünüyordun ve bu yüzden de kirleniyordun. Öptüğün her kişide biraz daha kirleniyordun ve bu yüzden ebeliyordu hayat seni. 

Ebelendim ben de... Çaylak bir çocuk gibi açığa çıktım ve her yaramaz çocuk gibi sonunda ben de pişman oldum. Huzur istiyorum artık. Kurtarsın istiyorum biri beni... Sorgulanmaktan, kaybetmekten sıkıldım bir kere de kazanmak istiyorum...


Bir dilek tuttum sayıyorum sonsuzdan geri... 


Not: Bu yazı üzerine bu dinlenir!

22 Ocak 2011

Kahve Tadı

Hayat bir otoyoldan farksız ne yazık ki... Ve sen durmak istediğin an her şey üstüne üstüne gelmeye başlıyor. Neden gelmesin ki? Akıp giden bir düzen içerisinde durdururlar mı seni, nefes aldırırlar mı hiç ! Bilmiyorum, durdum sadece... "Yorgunum! " diye başlayan cümlelerle savunmuyorum kendimi çünkü değilim. Daha dibe batmadım, batmam da! Gidilecek hep bir dipsiz kuyu var ama merdivensiz de çıkmayı başarırız elbet ya da dipsizliğin de dibini görürüz kim bilir. Ben sadece durdum. Durdum ve öylece baktım. Ve işte o an başladı şimdi küfrettiğim her şey. Tüm belirsizlikler, iç sıkıntıları, ruh gerilmeleri, kaçan uykular, sayılmaktan sıkılmayan koyunların satın alımları, devamlı arıza çıkaran sinirler... Küçük umut anları dışında gelecek, kara bulutlarla kaplı. Ve bu manzara karşısında içim, yer değiştiriyormuşçasına rahatsız ve tüm biriken 'kötü' şeyleri kusma isteme dürtüsüyle kaplı bir şekilde çaresiz. 

İçimden kopup ağzıma kadar gelen gerçeğin bu ekşimsi tadı ruhumu buruşturuyor sanki. Canım sıkılıyor! Hayal kırıklıklarının kasvetli havasında nefes almaya çalıştıkça ciğerlerime vicdanın pençeleri zift gibi yapışıyor. Yüreğimin orta yerine bir şeyler oturdu ve ben bu yükle nefes alamıyor gibiyim. Ve ters yüz etmek için kendimi deliriyorum. Söküp atmak istiyorum içimde olup biten ne varsa... 

'Gül' diyorlar ya hani, nasıl ve ne şekilde olacağını söylemeden, umursamadan. Sanki güldüğünde içinde ki her şey sökülüp  atılıyormuş gibi. Oysa gülmek çok kolay. Bir göz kırpması salisesinde bıraktığında tüm düşünceleri insan kahkaha bile atabiliyor. İçtiğin bir kadeh şarabın kırmızılığına verdin mi kendini dudak kıvrımların istemsizce yükseliyor yukarı doğru ama gülümsediğin anlarda içine oturan o şey hala o şey olarak orada kalıyor. Değişmiyor, gitmiyor, kalkmıyor sadece kendini anımsatmak için ufak bir reklam arası veriyor o kadar. 

Özledim... Kahve tadındaki muhabbetlerimde birinin beni anladığını bilmek, birinin benim gibi düşündüğünü fark etmek, anlatmadığın şeylerin bile biri tarafından çözülmüş olması içimdeki o kaosu dindiriyordu. Söküp atılması gereken ne varsa kelimeler tarafından sindiriliyordu. Oysa uzun zamandır gelip 'bir kahve içelim mi?' diyecek biri(!) yoktu. Kaybettiğim onca şeyden biriydi o kahve saatleri de ama sanırsam en çok özlediğimdi. O gün sanki mutsuzluğumu hissedip beni güldürmek için konuşmadan bir şeyler anlatmasından anladım bunu. Kesip atarken her şeyi ona bu denli ihtiyaç duyacağımı bilmiyordum. Onu bu kadar özleyeceğimi... 

Çıkıp gelse bıraktığım o yerden sadece bir kahve içmek için. Ara sıra bana güldüğünü görmek de güç veriyor, konuşmadan anlattıkları da rahatlatıyor beni ama yetmiyor. Ama gelemez... Bir otobüs camının yansımasında görür gibi olduğumda hala içim bir tuhaf olurken gelmesin zaten. Evet ihtiyacım var ona, arkadaşlığına ama ama ama işte... Bir yandan ondan daha iyi kimse beni anlamazken bir yandan da ondan daha iyi kimse kıramaz beni. Ben artık kırılmak istemiyorum, ben dediğim ne varsa onları yıkıp geçen, aldatan, dalga geçen birini istemiyorum yanımda. Bunu diyorum ama hala geri gelsin istiyorum, hala arkadaşlığını istiyorum. Bu gurursuzluğuma sebep olduğu için nefret etmem gerekirken hala çok seviyorum. Aaah ! Zamanı geri alsaydım Daniel'in Holly'e söylediği gibi çıkıp ben de derdim ona ; 

" Sana bir şeyler hissetmeyi planlamamıştım, birden oldu affedersin."


Affeder miydi? Ya peki ben... Şu an tek düşündüğüm yaşlanıp huysuz bir nine olduğumda hala orada tam orta yerinde oturamayacak olduğum. Oysa söz verdiydim, söz verdiydi, sözleşmiştik... 
 


Yarım kaldı, kahve tadı gibi...
18 Ocak 2011

Çal Kemancı Çal !

Düşledikçe o'nu bir şarkı mırıldanırsın ya hani istemsiz... İçinde yer edenleri anlatan bir melodidir dudaklarının arasından süzülen, kimi zaman neşeli olsa da gereksiz yere çoğu zaman hüzünlüdür... Benim ise hicran filmindeki Emel Sayın'ın söylediği o şarkı geliyor, hani yüreğindeki tüm o hüzne rağmen gülümsediği sahnedeki söylediği o şarkı...  

Bu gece onu  düşünmemeliyim, bu gece onu hiç sevmemeliyim!  


Çal kemancı, çal... Neşeli bir şeyler çal! Bu ocak olmayı beceremeyen ocak ayının olmadık bir pazartesi gününde beklenmedik çıkan güneşe eşlik edercesine çal! Ben kar yağsın içim buz tutsun, hissetmeyeyim dedikçe içimdeki her şeyi aleve veren bu kahrolası güneşe arka çık sen de! İçimde yaşananların şiddetinden hala organlarım yer değiştirmediyse daha da belli etmem! Sen neşeli bir şeyler çal içimdeki tüm ölülere, tüm ölü eski sevgililere...

"Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk." demişti ya yazar - şair artık her kim ise, hani biz de okuyup başkalarının aşklarını düşlemiştik. Aklımıza kendi aşkçıklarımız gelmemişti. Bir sürü ölü sevda yatıyordu işte bu yüzden içimizdeki bataklıkta -içimdeki bataklıkta- . Aaah bu dünya batamadı gitti, bu atmosfer bir türlü kusamadı bizi. Sevmekten yoksun aşk adamıyız biz, birer sera bitkisi... Oysa eskiden ne güzeldi, çok uzak da değil ilk sevişmelerimiz. Demlene demlene konuşuyor, seviyorduk. Hemen sevişmiyorduk, elma yemek için mevsimini bekliyorduk. Sonra ne oldu bilmiyorum. Belki saflığımızı kaybettik ya da baştan beri bu ilişkinin tek safı bizdik. Birileri bizden önce saflığının acısını çekmişti acı çekme sırası bizdeydi. Bir taç töreni edasıyla devrettiler bize bencilliklerini ve herkes gibi bizlerin de yaşam alanı çift kişilik bir yatağın çevresinden ibaret oldu. Artık sadece yatağa yakışanları seviyorduk yürekler demodeydi. Öpüşürken özlediğimiz aşkın tadı değildi artık zevkimize uyan o ıslaklıktı. 

Aşkı unutmuştuk soran olursa yanıtlarımız hazırdı; " Aşk vahşiydi sevgilim, iki delinin savaşarak tutkuyu bulmasıydı. Ama sen aşık olamayacak kadar kırılgandın!..."  Bu yüzden kavuşmaları değil ayrılıkları bölüştük. Ekmek arası acılarımızla yaşamayı öğrendik. Bir çoğumuz içimizdeki bataklıkla barıştı. Yaralar üzerine sıva çekti. Dış cepheyi süsledi komşulara karşı içerdeki çatlaklıklara inat birilerine deprem olmayı seçti. Ve ağızlarda aynı laf çal kemancı çal, neşeli bir şey çal...

Elbet unuturum zor olsa da diyor ya Emel Sayın, unuturum... Hoşgeldin bile diyebilirim eski sevgililerime ama sen hariç! Hepsini sevdim, belki bir salak gibi hepsine kör kütük aşık da oldum ama sen... Bir tek sen hariç ! İçimde bana ait bir şey bırakmadığın için değil, yalan söylediğin için de değil, peşi sıra bir başkasına koştuğun içinde değil, beni benden daha çok düşünüp benim için bunun daha iyisi olduğuna karar verdiğin için de değil, her gün seni gördükçe duydukça hissettikçe içimde kopan fırtınalara rağmen normal davranmak zorunda kaldığım için de değil... Hiç var olmamışım gibi davrandığın için olmaz! Seni affedemem, sana hoşgeldin diyemem. Görünmez iplerimi daha kesemedim belki de hala sen nereye ben oraya sürükleniyorum. hala deli bir alev kovuruyor yüreğimi ama... Bu gece seni düşünmemeliyim, bu gece seni hiç sevmemeliyim ! 




11 Ocak 2011

Yeşilçam'ın Aşkı

Spor demek bu topraklarda futbol demektir. Ve bir takımı tutmak aşkla eş değerdir. Bir yerde okumuştum 'yasal uyuşturu' diyordu. Bizim futbola bakışımızda tam böyleydi işte. Tutmak için tutanlar, fanatikler hatta ve hatta uyuşturucuyu abartan holiganlar... Neler yok ki...

Ben ise iki kökenden de fanatik Fenerbahçe'li bir ailenin kızıyım. Buna rağmen babamın girdiği iddia üzerine tarafsız bırakılıp istediğim takımı seçmekte özgür kılındım. O yüzden ailenin 'Evlatlık bu ya!' diye takıldığı ailedeki tek farklı takımlı ve fanatik Beşiktaş'lı kuzenimden iyi bir bjk tarihi alıp inönüye maça gitmişimdir. Babam'ın fanatik Galatasaray'lı patronu beni baştan aşağı gs formasıyla donatmıştır. Babam ise fener maçlarını televizyondan izletmiştir. Uzun süre takım seçmekte zorlandım. Bir tek cimbom ilgimi çekmiyordu çünkü kendimi bildim bileli kırmızıyı sevmem. Daha yeni yeni kırmızı bir şeyler almaya başladım kendime o derece yani. İnönüden dolayı mı bilmem ama ilgimi en çok beşiktaş çekiyordu ama o dönemler de en güçlü fener gibiydi. Birinci sınıfa başlayana kadar takım tutmuyordum. Tuttuğun takım sorularına 'milli takım' yanıtını veriyordum. 

Birinci sınıfta sınıf kalabalık olduğundan üçer kişi oturmak zorundaydık. Oturduğum sıra arkadaşlarından biri solak olduğu için mecburi solda diğerinin de ayakları büyük olduğundan kenarda oturmak zorundaydı. Ufak tefek halimle ortada iyicene kayboluyordum. Özellikle de maç muhabbetlerinde. Sıra arkadaşlarımdan Sercan - ki kendisi manevi abim olur- fanatik beşiktaşlı, Didem yani didşkom da fanatik galatasaraylıydı. İkisi de benim kendi takımlarını tutmamı istiyordu. Bir gün canıma tak etti ve ben fenerliyim dedim. Okulda soran olduğunda fenerliyim diyordum ama fenerli gibi de hissetmiyordum. Bir gün Kadıköy'de teyzemlerde otururken çok iyi hatırlıyorum ogün maç vardı. Evdeki tüm erkekler maça konsantre olmuş izliyolar. Kadınlar çay yapıp örgü muhabbetinde. Ben de kuzenlerin arasında gol oldu mu oldu mu diye soruyorum. Bana futbolu anlatmaya çalışıyorlar. Fener gol attıkça evdekilerin bir çoşkusu var ki gittikçe heyecanlanıyorum. Sonunda maç bitti aldık maçı. Eniştem kuzenlerle beni arabaya attığı gibi Şükrü Saraçoğlu Stadının oraya götürdü. İnsan kalabalığının çoşkusu beni orda epey büyülemişti. Bu ilgimi farkeden kuzen bir sonraki hafta beni maça götürdü. Tribüne hayran kaldım. O an kararımı verdiydim; " BEN FENERBAHÇE'LİYDİM!"


Neden fener peki ? Her zaman onun büyüsü bana farklı geliyordu. Bilmem belki de böyle hissetmeme sebep yeşilçamdır. En beğenilen klasik türk filmlerinde muhakkak yer almıştır. Turist Ömer radyoda Lefterli fenerin maçını dinler, Şener Şen'in unutulmaz "Ziya" karakteri jilet satarken "F.Bahçeli Cemil'i örnek verir,  Hababam sınıfının tamamı fenerlidir, Emel Sayın'ı kaçıran hayta tayfanın hepsi fenerlidir, İlyas Salman çatladıkapıspor'dan fenere transfer olur, Kemal Sunal fener formasıyla gol kralı olur, Zeki Alasya-Metin Akpınar'ın fakirhane duvarlarında hep fener posterleri vardır... 

Siyah beyaz filmlere inat sarı lacivert sadece yeşil sahaların jönü olarak kalmamıştır... 

Bir göz atın karelere...

7 Ocak 2011

Unutulmuş Koltuk

"Seni tanıyorum" diye bağırıyor alt yazısı tümcelerinin. Ben beni tanıyamazken daha, hatta ben belki de ben olamazken bu varoluşta, sen nasıl ben oldun ? Sen nasıl her hücremi adın gibi belledin? Ruhumun en mahrem yerlerini nasıl da bir mıh gibi tutabildin yüreğinde ? Bırak beni tanımayı şimdi, sen beni anlıyor musun ondan söz et... 

Neden güldüğümü, ağladığımı, sövdüğümü, sevdiğimi anlayabilir misin ? Hem de ne aklının ne kalbinin süzgecinden geçirmeden, beni kalıplara sığdırmaya çalışmadan tüm ruhunla hissedebilir misin ? Anlamsızlığımdan anlamımı okuyabilir misin ? Sanmıyorum... 

Ne ben değerim ne de böyle bir doğru var hayatta. Bir insanı anlamak, yalan! Eminim ya yorgunsunuzdur ya da geç kalınmıştır yaşanılacaklara. Bir insana ruhundan bakmanın zamanı mı olur ? Olurmuş! Yaralı yürek yaşamaya korkarmış. Dudaktan dökülen kelimelere ne kadar cesursa yürek o kadar titrermiş kafesinde. Ve çırılçıplak bir insanın karşısına çıkmak bir kez yapılacak bir enayilikmiş - hatta belki de bir tek benim yaptığım bir 'enayilik' - ...Ne ben çıkarırım üstümden yalanlarımı ne de sen.. 

Beni tanıyorsan bana da anlat bileyim. Kaybettiğim kendimi bulurum belki böylece. Belki anlattıklarınla çıplak vücuduma kazınan o derin izleri sevebilirim. Belki anlamlarını bilmediğim için sevmiyorumdur kim bilir, bunu öğrenebilirim. Belki bir boka yaradığımı senin cümlelerinde görebilirim. Ya da tam tersi... 

Hadi anlat aynadaki aksimi. O da içim gibi mi ağlıyor, gülerken dışardan da çarptığı duyuluyor mu kalbimin ? Bir masal da sen anlat... Olmadığım bir kahramana bürüneyim. Bana biçtiğin kaba sığmaya çalışırken biraz daha kaybedeyim kendimi. Ve sonra sen odanın ahengini bozduğunu düşündüğün için kapının önüne koy bu koltuğu. Zaman yine akar nasılsa.. Nasılsa biri gelir alır beni kapıdan ve tanıyorum seni der. Ben yine bir tanışıklığa uymaya çalışırken bırakılacağım güne kadar mutlu mesut(!) yaşarım. 

Sen de sadece tanı beni anlama sakın... Anlaşıldığım gün bu kadar sevilmeyeceğim çünkü. En azından tanıdığını sandığın bir masalda kısa da olsa mutlu olayım. Ve bırak anlamayayım seni, tanıdığımı farzedeyim. Çünkü böylesi daha kolay... 

1 Ocak 2011

Yapma...

"Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim, sana ihtiyacım var diyecektim...Nedense sustum..."  diye mırıldanıyordu Candan arka fondan ve benim boğazımda bir düğüm, yutkundukça karışan..

Harflerimin fiyakasını bozdun sen... Ve ben şimdi aynı filme ikinci kez bilet almış bir garip gibi bayatlamış bir hayatı kemiriyorum. Geçmişimden çıkıp gelmiş bir hayalet gibisin. Farklı bir bedene misafirsin belki ama aynı buruklukta tadın... Isırdıkça yüzümün ekşimesi bile aynı ve bana bakışları aslının iki kopyası gibi ayırt edilemez...

Korkuyorum... Aynı hikayeyi baştan tekrar ve tekrar yaşamaya korkuyorum. Sıkışıp kalmaktan, boğulmaktan korkuyorum. Lanet ediyorum memleketinize, sizi doyuran nefesiniz olan ve belki de gerçekte ki tek ortak noktanız olan memleketinize bin bir küfür savuruyorum. Uzak durun benden! Ucu açık cümlelerinizle imalarda bulunmayın bana. Sanki beni önemsiyormuşunuz gibi davranmayın. Anlamayın beni! Bırakın öyle kupkuru kalayım dalımda solayım ama beni sulamayın. Sonra her gün bekler oluyorum, yolunda gözlerimin ferini söndürüyorum... Tanımak için çırpınıyor bu kalbim. Bilmeceleriniz arasında anlamlar yüklemeye çalışıyorum davranışlarınıza. Umutlandıkça umutlanıyor battıkça batıyorum hayatın bataklığına... Kordan bir alevsiniz ve ben canımın acıyacağını düşünmeden sarılmak istiyorum size..Ruhum yanıyor, ruhum kanıyor ama bana 'geçecek' demenizi bekliyorum sessiz çığlıklarımla...

Yaşadım. Ben bu hikayenin baş rolüydüm hem de esas oğlan bir başkasını severken... Kanadım. Hayal kırıklıklarının batmadığı bir yer kalmadı ruhumda. Artık kırılmam ben çünkü kalbimde kırılacak derman kalmadı... Arabesk edebiyatı yapıyorum belki de.. Ne düşünürsen düşün ne hissedersen hisset, umurumda değil! Öğrendiğim gibi sen ve senin gibilerinden, önemimin olmadığı gibi önemi yok bunun da. Hiç var olmamış gibi yaşadık biz Selim Işık'la öyle de yaşamaya devam edeceğimiz arabesk edebiyatımızda... 


Bu sefer biliyorum... Seni tanımak için belirsiz cümlelerinde anlam aramayacam. Ellerini şöyle tuttu, kafasını böyle çevirdi ne demek ki şimdi bu diye düşünmekten uykusuz geçmeyecek gecelerim. Beni sevdiğini söylediğin yerleri ararken alt metinlerde açık açık bağırdığın gerçeklere karşı kör ve sağır olmayacağım bu sefer. Bu sefer istesen de çok kıramayacaksın beni! Ben senin gibi birine bir kez yenildim, bir kez deliler gibi ağladım. Ben kendimi bir kez bu denli kaybettim. Onurumu, güvenimi, benliğimi bir kez hiçe saydım artık geriye bir şey kalmadı. Kalan varsa eğer onları da sana harcayamam... 


Evet, özlüyorum... Ruhumun katilini özlüyorum. Bir gülüşüne her şeyimden vazgeçtiğim o adamı ve onunla yaşadığım basitliği özlüyorum. Bir kahve tadında ki muhabbetlerimizi, iki el tavla oynayışımızı... Ama senle kahve içemem; korkuyorum aynı tadı bulmaktan. Bir daha bırakamamaktan korkuyorum o zarları... Yapma! Kırılmam diye üstüme bu denli gelme! Açık bırakma cümleleri, üşüyorum... Girme düşlerime, yine sevmekten korkuyorum!  Geçmişi anımsattığın için değil yeniden can bulduğun için heyecanlanırım, yapma! Özlemle derim ' anlat derim nasıldı uzaklar..beni unutmadın yaa ' diye, söyletme!


Bırak sana giden tüm yollar kapalı kalsın... Yoksa öleceğim bu sefer! Yapma! 

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini 
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Cemal Süreya

Dikkat Kuzey Kutbu

İzleyiciler

Etiketler

14 şubat (1) 23 Nisan (1) 25 yaş (3) 29 Temmuz (1) 41AT (1) 5 Kasım (1) 500ES (1) 90's (1) adap (1) amiral battı (1) analiz (3) anlamak (1) Arzu (3) aşk (7) aynı (1) ayrılık (2) ayrımcılık (1) bachata (1) banka (1) başkent (1) beğenmek (1) beyaz (1) bilmece (1) bir sevgi istiyorum (1) bovling (1) Bülent Ortaçgil (3) Cahit Arf (1) ceviz cafe (1) Cihan Demirci (1) çay (1) Çingene Kızı (1) çizgi film (1) çocukluk (8) çorap (1) dans (1) Davutpaşa (1) değişim (1) deli gömleği ütü istemez (1) demirdöküm (1) Devekuşu Kabare (1) dilek (1) Dilime Dolandı (2) DİR (20) Disko Kralı (1) doğum (1) doğumgünü (2) Don Kişot (1) dost (4) dövme (1) düğün (1) dün akşam (1) eller (1) emek sineması (2) Emel Sayın (1) engelli (1) ergenlik (1) Erhan (1) esas kız (1) Eskişehir (1) evlilik (3) Eylül Akşamı (2) Fenerbahçe (1) festival (4) fikir (1) film (6) filmekimi (2) Finansbank (1) Freddy Krueger (1) futbol (1) gala (2) GAMYAD (1) ganyan (1) Gaziantep (1) Gaziantep Kalesi (1) gemi (1) gezi (2) göçmen (1) guiness (1) gülümseme (1) güncelleme (1) günlük (2) haber (1) hakkında (1) Hakkında Değil Kendisiyle Konuş (1) hayatım (4) Haydarpaşa (1) Hayvanat Bahçesi (1) hesap (1) hoşgeldin (2) huzur (1) IKEA (1) İkitelli (1) istanbul (1) istemek (1) (1) iş hayatı (1) İzmir (2) kaçmak (1) kader (1) Kahramanlar Müzesi (1) kahve (2) kampanya (1) kan (1) kan kanseri (1) kapak (1) kapı (1) kaybetmek (1) kedi (1) kırgınlık (1) kısa kısa (2) kitap (1) klip (2) koltuk (1) konser (1) korku (2) korku filmi (1) kuaför (1) kurbağa (1) kutlama (1) kuzen (1) kültür (1) leylek (1) madde (3) Mars Heykeli (1) masal (1) matematik (5) melez (1) mezun (1) mezuniyet (1) mim (1) minibüs (1) nar (1) nargile (1) nil (1) Okan Bayülgen (1) oryantasyon (1) Oya-Bora (1) oyuncak (1) önyargı (1) örtü (1) özlem (1) pasta (1) patikli penguen (1) pazar (1) pi (1) platonik (1) poster (1) saçma (1) sansür (1) sarı kağıt (1) savaş (1) Secret Cv (1) sevgi (2) siyah (1) soba (1) soğan (1) sorgulama (1) staj (1) stres (1) süpermen (2) şarkı (6) şataraban (1) şerefsiz (1) şımarıklık (2) şiir (3) Şirinler (1) şizofren (1) takım (1) Taksim (1) tango (1) tanımak (2) tanıtım (3) tanrı (1) taslak (1) taşlıtarla (1) teleşli apt (1) terlemek (1) tesadüf (1) tesbih (1) trombosit (1) unutmak (1) V for Vendetta (1) yabancı (1) yağmur (1) yangın (1) yapma (1) yardım (1) yasak (1) yaşayan kütüphane (2) yemek (1) Yeni türkü (1) yeni yıl (1) yeşilçam (2) Yıldız Teknik (6) Yıldıztog (4) yıldönümü (1) yolculuk (1) yumak (1) yumurta (2) yüksek lisans (1) Zeki Müren (1) Zeugma Müzesi (1)

Sobe!

Takvim İnsanları